İngiltere merkezli iklim haber sitesi Climate Home News'in analizine göre, fosil yakıt devlerinin İran savaşı nedeniyle yükselen enerji fiyatlarından rekor kârlar elde etmesi ve Avrupa'yı vuran yangınlar ile sıcak hava dalgaları, iklim krizinin faturasının kim tarafından ödeneceği sorusunu ana akım siyasetin gündemine taşıdı. Artık yalnızca çevre aktivistleri değil; ekonomistler, politikacılar ve kamuoyu da "kirleten öder" ilkesinin hayata geçirilmesini talep ediyor. Savaşın yol açtığı enerji krizi, fosil yakıt şirketlerinin kârlarını katlarken, iklim değişikliğinin yol açtığı doğal afetlerin maliyeti her geçen gün artıyor. Bu tablo, iklim hasarının tazmini için şirketlerin sorumluluk alması gerektiği yönündeki görüşleri güçlendiriyor.
Fosil yakıt şirketlerinin rekor kârları ve iklim felaketleri
İran-İsrail geriliminin ardından uluslararası enerji piyasalarında yaşanan fiyat artışları, büyük petrol ve doğalgaz şirketlerinin kârlarını tarihi zirvelere taşıdı. Örneğin, konuya ilişkin olarak yapılan son çeyrek açıklamalarında, sektörün devlerinden bazılarının net kârlarının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50'den fazla arttığı rapor edildi. Bu gelişme, savaştan doğrudan etkilenen ülkelerdeki enerji fiyatlarının yükselmesiyle birleşince, halkın alım gücünü ciddi şekilde erozyona uğrattı. Öte yandan, Avrupa'nın güneyinde orman yangınları binlerce hektarlık alanı kül ederken, kuzeydeki ülkelerde de benzeri görülmemiş sıcaklık rekorları kırılıyor. İspanya, Yunanistan ve İtalya'da çıkan yangınlar, iklim değişikliğinin etkilerini gözler önüne sererken, Fransa ve Almanya'da görülen aşırı sıcaklar can kayıplarına yol açtı. Uzmanlar, bu tür felaketlerin ekonomik maliyetinin yalnızca Avrupa Birliği'nde bu yıl milyarlarca avroyu bulacağını tahmin ediyor.
Artan bu maliyetler, hükümetleri ve uluslararası kuruluşları iklim değişikliğinin bedelini ödemek için yeni mekanizmalar aramaya itiyor. Hasarın büyük bir kısmının, iklim krizinin baş mimarları olan fosil yakıt şirketleri tarafından karşılanması gerektiği fikri giderek daha fazla destek buluyor. Bu kapsamda, bazı ülkelerde "iklim tazminatı" veya "karbon vergisi" gibi düzenlemeler tartışılırken, sivil toplum örgütleri de şirketlere yönelik yasal girişimlerde bulunuyor. Örneğin, Hollanda'da kâr amacı gütmeyen bir kuruluş tarafından açılan ve petrol şirketine iklim değişikliğindeki payı nedeniyle dava açan bir hukuki süreç, emsal niteliği taşıyor.
Küresel boyutta artan kabul
"Kirleten öder" ilkesinin uluslararası alanda kabul görmesi, yalnızca Avrupa ile sınırlı değil. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) tarafından düzenlenen son iklim zirvelerinde, gelişmekte olan ülkeler özellikle iklim finansmanının artırılması ve kayıp-zarar mekanizmasının kurulması yönünde baskı yapıyor. Bu ülkeler, tarihsel olarak karbon emisyonlarının büyük bir kısmından sorumlu olan gelişmiş ülkelerin ve şirketlerin, özellikle yükselen deniz seviyesi ve aşırı hava olaylarıyla mücadele eden yoksul ülkelere tazminat ödemesi gerektiğini savunuyor. Öte yandan, bazı gelişmiş ülke hükümetleri ise bu tür tazminatların ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyeceği gerekçesiyle temkinli yaklaşıyor.
Ancak, iklim aktivistleri ve ekonomistler, fosil yakıt şirketlerinin elde ettiği olağanüstü kârların, bu tür bir tazminatın finansmanı için benzersiz bir fırsat sunduğunu belirtiyor. Örneğin, Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, küresel enerji krizinin yaşandığı geçen yıl fosil yakıt sektörünün kârı 4 trilyon doları aştı. Bu rakam, iklim değişikliğinin yol açtığı hasarın onarılması için ayrılan uluslararası fonların çok üzerinde. Yazarlar, bu kârların bir kısmının iklim uyum projelerine aktarılmasının, hem adalet hem de sürdürülebilirlik açısından önemli bir adım olacağını ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ve iklim değişikliğine karşı kırılgan bir ülke için kritik bir öneme sahip. Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü fosil yakıtlardan karşılıyor ve bu kaynakların fiyat dalgalanmaları ekonomiyi doğrudan etkiliyor. İran savaşı kaynaklı enerji fiyat artışları, Türkiye'nin cari açığını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin orman yangınları ve kuraklık gibi iklim felaketlerine karşı hassasiyeti, "kirleten öder" ilkesinin uygulanmasından çıkar sağlayabileceği anlamına geliyor. Türkiye, uluslararası iklim fonlarından yararlanarak yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırabilir ve enerji bağımsızlığını güçlendirebilir. Ancak, bu fonlara erişim için uluslararası işbirliği ve şeffaf politikalar gerekiyor.