ABD’de 2024 yılında Biden yönetimi tarafından yürürlüğe konulan ve petrokimya tesislerinin çevresindeki toplulukları havadaki zehirli maddelerden korumayı amaçlayan kapsamlı düzenleme, Trump yönetimi tarafından adım adım etkisiz hale getiriliyor. Yönetim, onlarca kirletici tesise muafiyet tanırken, uzun süredir beklenen bu kuralı baştan yazma sürecini de başlatmış durumda. Çevre ve halk sağlığı uzmanları, söz konusu hamlenin sanayi bölgelerinde yaşayan milyonlarca Amerikalıyı daha yüksek kanser ve solunum hastalığı riskiyle karşı karşıya bırakacağı uyarısında bulunuyor.
Düzenlemenin Arka Planı ve Getirdikleri
2024’te Biden yönetimi, Kimyasal Tesislerdeki Hava Toksinleri Kuralı olarak bilinen düzenlemeyi yürürlüğe koydu. Bu kural, başta Teksas, Louisiana ve Körfez kıyısı olmak üzere ülke genelindeki petrokimya tesislerinden salınan benzen, 1,3-bütadien, etilen oksit ve formaldehit gibi kanserojen maddelerin izlenmesini ve azaltılmasını zorunlu kılıyordu. Tesislerin, çevre sakinlerinin sağlığını korumak için sürekli izleme sistemleri kurması, sızıntıları derhal bildirmesi ve belirli bir eşiğin üzerindeki emisyonları düşürmesi gerekiyordu. Düzenleme ayrıca, Çevre Koruma Ajansı’na (EPA) ihlal durumunda yaptırım uygulama yetkisi tanıyordu.
Kural, özellikle Afro-Amerikan ve düşük gelirli toplulukların yoğun olarak yaşadığı “kanser alley” olarak anılan bölgelerde yıllardır süren çevre adaleti mücadelesinin bir sonucuydu. Biden yönetimi, bu düzenlemeyi iklim ve halk sağlığı gündeminin kilit parçası olarak sunmuştu.
Trump Döneminde Muafiyetler ve Yeniden Yazım
Ancak Trump yönetimi göreve gelir gelmez, düzenlemeyi askıya alma ve gevşetme yönünde hızlı adımlar attı. Yönetim, aralarında büyük petrokimya devlerinin de bulunduğu 70’ten fazla tesise, “ekonomik zorluk” ve “iş sürekliliği” gerekçesiyle muafiyet tanıdı. Bu muafiyetler, tesislerin izleme ve raporlama yükümlülüklerini geçici olarak askıya almalarına olanak sağlıyor. Ayrıca EPA, kuralı “gereksiz yük” olarak nitelendirerek, daha hafif bir versiyonunu hazırlamak üzere bir düzenleyici süreç başlattı. Yeni taslakta, emisyon eşiklerinin yükseltilmesi ve bazı maddelerin izleme kapsamından çıkarılması öngörülüyor.
Çevre örgütleri, bu hamlelerin kuralı fiilen işlevsiz bırakacağını belirtiyor. Earthjustice ve Sierra Club gibi kuruluşlar, muafiyetlerin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak mahkemeye başvurdu. Ancak yargı süreçlerinin uzun yıllar alması bekleniyor. Bu arada, tesis çevresinde yaşayan aileler, artan sağlık riskleriyle baş başa kalmış durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD’deki bu geri adım, küresel iklim ve çevre politikaları açısından da önemli bir sarsıntı yaratıyor. Paris Anlaşması hedefleri doğrultusunda sera gazı ve zararlı hava kirleticilerinin azaltılması gereken bir dönemde, dünyanın en büyük ekonomilerinden birinin kendi iç düzenlemesini gevşetmesi, diğer ülkeler üzerinde baskı oluşturuyor. Özellikle Avrupa Birliği’nin sınırda karbon düzenlemesi mekanizması gibi adımları, ABD ile ticaret gerilimlerini artırabilir. Ayrıca, çok uluslu petrol şirketlerinin yatırım kararlarını etkileyerek, temiz üretim teknolojilerine geçişi yavaşlatabilir.
Petrokimya sektörü, küresel plastik ve kimyasal üretiminin bel kemiği. ABD’deki düzenleyici gevşeme, diğer ülkelerdeki benzer tesisler için de emsal teşkil edebilir ve çevre koruma standartlarında küresel bir yarışın aşağıya çekilmesine yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin kimyasal tesis kirliliği kuralını gevşetmesi, Türkiye’yi doğrudan etkileyen bir gelişme olmasa da küresel çevre standartları ve iklim diplomasisi açısından dolaylı sonuçlar doğurabilir. Türkiye, son yıllarda petrokimya yatırımlarını artıran ve Avrupa’ya kimyasal ihracatı olan bir ülke. ABD’deki standartların düşmesi, uluslararası pazarlarda haksız rekabet yaratabilir ve Türk üreticilerin çevre maliyetlerini gözden geçirmesine neden olabilir. Ayrıca, Türkiye’nin Paris Anlaşması kapsamındaki taahhütleri ve AB’ye uyum süreci, bu tür gevşemelerin küresel iklim hedeflerini zayıflatması halinde daha da zorlaşabilir. Ankara, çevre standartlarında liderlik ederek yeşil dönüşümde avantaj sağlayabilir.