Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) Başsavcısı Karim Khan, cinsel taciz iddiaları nedeniyle bu hafta geçici olarak görevden uzaklaştırıldı. Bu gelişme, mahkemenin zaten ABD'nin düşmanca tutumu ve Filistin'deki savaş suçları soruşturması gibi yoğun siyasi baskılarla boğuştuğu bir dönemde kurumu daha da kırılgan hale getirdi. Lahey'deki mahkeme, Başsavcı'nın yokluğunda aylarca sürebilecek iç çekişmelere sahne olmaya hazırlanıyor.
Khan'ın askıya alınması: İddialar ve süreç
Karim Khan, 12 Haziran'da Reuters tarafından duyurulan habere göre, bir kadın çalışanın kendisine yönelik cinsel taciz iddiaları üzerine ICC İç Denetim Birimi tarafından soruşturma başlatılmasının ardından geçici olarak görevinden alındı. Khan, iddiaları reddederken, mahkeme Başkanı Tomoko Akane yaptığı açıklamada soruşturmanın tarafsız ve hızlı bir şekilde yürütüleceğini belirtti. Bu süreçte yardımcı savcılardan birinin vekaleten başsavcılık görevini üstlenmesi bekleniyor.
Khan'ın askıya alınması mahkemenin itibarına ciddi bir darbe vurdu. Zira savcılık ofisi, Gazze'deki savaş suçları da dahil olmak üzere birçok hassas dosyayı yönetiyor. Ayrıca, mahkeme daha önce de kurumsal zayıflıklar ve siyasi baskılarla mücadele ediyordu. Khan'ın yokluğu, özellikle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkındaki tutuklama emri ve Filistin soruşturması gibi yüksek profilli davaların seyrini etkileyebilir.
Bölgesel ve küresel boyut: ICC'nin kırılgan konumu
ICC, son yıllarda özellikle ABD ve İsrail gibi güçlü devletlerin hedefi haline geldi. ABD, mahkemenin Afganistan ve Filistin'deki Amerikan vatandaşlarına yönelik soruşturmalarına karşı yaptırım tehditlerini sürdürüyor. Khan'ın askıya alınması, mahkemenin bu baskılara karşı durabilme kapasitesini sorgulattı. Ayrıca, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı nedeniyle Putin hakkında çıkarılan tutuklama emri, mahkemenin uluslararası hukukun üstünlüğü açısından önemli bir sınavıydı.
Filistin soruşturması bağlamında, İsrail ve Hamas'ın savaş suçları iddialarını inceleyen mahkeme, bölgedeki hassas siyasi dengeleri sarsıyor. Khan'ın yokluğunda, bu soruşturmanın hızının yavaşlayabileceği ve siyasi etkilere daha açık hale gelebileceği endişeleri var. Öte yandan, mahkemenin iç krizi, uluslararası toplumda ICC'nin etkinliğine dair soru işaretlerini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ICC'nin kurucu antlaşması Roma Statüsü'ne taraf olmasa da, mahkemenin kararları özellikle Ortadoğu ve Doğu Akdeniz'deki gelişmeleri dolaylı olarak etkileyebilir. Filistin dosyası Türkiye'nin diplomatik gündeminde önemli bir yer tutarken, ICC'nin zayıflaması Filistinlilerin uluslararası hukuk yoluyla adalet arayışını engelleyebilir. Ayrıca, mahkemedeki iç karışıklık, Rusya-Ukrayna savaşı gibi kritik konularda yargı sürecini yavaşlatabilir. Bu durum, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü dengeleyen bir ortamda, küresel adalet mekanizmalarının güvenilirliğini sorgulatmakta ve bölgesel istikrar arayışlarını zorlaştırmaktadır.