İngiltere'de muhafazakar parti lideri Kemi Badenoch, ülkenin eşitlik yasalarının önemli bir parçası olan 'kamu sektörü eşitlik yükümlülüğü'nün (PSED) kaldırılmasını ve yerine 'sağduyu' kavramının getirilmesini önerdi. Badenoch, söz konusu yükümlülüğün azınlıklar arasında ayrımcılığı körüklediğini ve toplumu böldüğünü savunurken, hukukçular ve sivil toplum kuruluşları bu adımın ayrımcılığı artıracağı uyarısında bulunuyor. Tartışma, Birleşik Krallık'ta uzun süredir devam eden eşitlik politikalarının geleceğine ilişkin önemli soruları gündeme getiriyor.
Gelişmenin arka planı
2000 yılında yürürlüğe giren ve 2010 Eşitlik Yasası ile pekiştirilen PSED, kamu kurumlarının (hastaneler, okullar, belediyeler gibi) politika ve hizmetlerini oluştururken ırk, cinsiyet, engellilik, yaş, cinsel yönelim, din veya inanç gibi temellerde ayrımcılığı önlemek için aktif adımlar atmasını zorunlu kılıyor. Badenoch, bu düzenlemenin 'kurumsal ırkçılık' ve 'beyaz ayrıcalığı' gibi kavramları teşvik ederek toplumsal bölünmeyi derinleştirdiğini iddia ediyor. Ona göre, eşitlik politikaları bireysel başarıyı değil, grup kimliklerini ön plana çıkarıyor.
Ancak uzmanlar, PSED'in kaldırılmasının dezavantajlı grupların korunmasında ciddi boşluklar yaratacağını belirtiyor. Örneğin, bir hastanenin engelli hastalar için erişilebilirlik düzenlemeleri yapması veya bir okulun etnik azınlık öğrencilerinin ihtiyaçlarını gözetmesi artık yasal bir zorunluluk olmaktan çıkacak. Hukukçu Profesör Aileen McColgan, 'Sağduyu' kavramının hukuken tanımlanmamış olmasının keyfi uygulamalara yol açabileceğini vurguluyor. Ayrıca, PSED'in kaldırılmasının, kurumların eşitlik konusunda hesap verme mekanizmasını ortadan kaldıracağı ifade ediliyor.
Badenoch'un önerisi, Muhafazakar Parti içinde de tartışma yarattı. Partinin sol kanadı, bu adımın partinin azınlık seçmenler nezdindeki itibarını daha da zedeleyeceğini savunurken, sağ kanat ise 'aşırı düzenleme' olarak gördükleri PSED'in kaldırılmasını destekliyor. Anketler, İngiltere'de eşitlik politikalarına desteğin siyasi yelpazede farklılık gösterdiğini ortaya koyuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Birleşik Krallık'taki bu tartışma, aslında Batı dünyasında eşitlik ve çeşitlilik politikalarına yönelik giderek artan bir eleştirinin parçası. ABD'de Yüksek Mahkeme'nin üniversite kabullerinde ırk temelli pozitif ayrımcılığı kısıtlaması, Fransa'da 'cumhuriyetçi renk körlüğü' vurgusu, Almanya'da 'cinsiyet ayrımcılığı' yasalarının sorgulanması gibi örnekler, bu alandaki küresel bir gerilimi yansıtıyor. Özellikle sağ popülist hareketlerin yükselişiyle birlikte, 'eşitlik', 'çeşitlilik' ve 'kapsayıcılık' (EDI) politikaları hedef tahtasına oturmuş durumda.
Öte yandan, Birleşik Krallık'ın bu alandaki liderlik rolü de sorgulanıyor. Ülke, daha önce ırk ve cinsiyet eşitliği konusunda öncü yasalar çıkarmıştı. PSED'in kaldırılması, diğer ülkelerdeki benzer düzenlemeler için de emsal teşkil edebilir. Avrupa Birliği'nin eşitlik direktifleri ve Birleşmiş Milletler'in ayrımcılık karşıtı sözleşmeleri de bu gelişmeden etkilenebilir. Ayrıca, uluslararası şirketlerin Birleşik Krallık'taki operasyonlarında eşitlik politikalarını yeniden gözden geçirmeleri gerekebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin eşitlik politikaları, özellikle AB uyum süreci kapsamında şekillenmiş olup, Türkiye'deki kamu kurumlarında benzer bir eşitlik yükümlülüğü bulunmamaktadır. Ancak bu tartışma, Türkiye'de de zaman zaman gündeme gelen 'pozitif ayrımcılık' ve 'kota' sistemlerine ilişkin bir referans noktası oluşturabilir. Birleşik Krallık'taki bu gelişme, özellikle Türkiye'deki muhafazakar çevrelerde 'eşitlik politikalarının toplumu böldüğü' tezini güçlendirebilir. Öte yandan, Türkiye'de kadın, engelli ve etnik azınlık hakları konusunda ilerleme sağlanması için hâlâ adımlar atılması gerektiği düşünüldüğünde, bu tartışmanın Türkiye'deki sivil toplum kuruluşları tarafından dikkatle izlenmesi bekleniyor. Küresel ölçekte ise, eşitlik politikalarındaki bu gerileme, Türkiye'nin de dahil olduğu uluslararası insan hakları rejimini zayıflatma riski taşıyor.