Kazakistan, kapsamlı bir anayasa reformunun ardından yapılan erken parlamento seçimleriyle Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev'in iktidarını daha da pekiştirmeye hazırlanıyor. Pazar günü gerçekleştirilen seçimlere, yalnızca devlet onaylı ve Tokayev'e sadık partilerin katılmasına izin verildi. Bu durum, ülkenin siyasi arenasında muhalefetin sesinin neredeyse tamamen kısıldığı bir tabloyu gözler önüne seriyor. Seçimler, Kazak halkının sandık başına gittiği ilk kez değil; ancak bu seferki süreç, 2022 yılındaki kanlı ayaklanmaların ardından başlatılan ve ülkenin siyasi yapısını kökten değiştiren anayasa değişikliklerinin ilk pratiği niteliğinde.
Seçimin Arka Planı ve Tokayev'in Stratejisi
Kazakistan'da 19 Mart 2023'te yapılan seçimler, Cumhurbaşkanı Tokayev'in Ocak 2022'de yaşanan ve ülke genelinde büyük çapta can kaybına yol açan protestoların ardından ilan ettiği siyasi reformların bir parçası olarak görülüyor. Tokayev, bu reformlarla birlikte 'Süper Cumhurbaşkanlığı' sisteminden vazgeçerek yetkilerini parlamentoya devretmeyi ve çok partili bir siyasi yapıya geçişi hedeflediğini açıklamıştı. Ancak eleştirmenler, bu reformların gerçek bir demokratikleşme değil, Tokayev'in otoritesini meşrulaştırma ve muhalefeti sistem dışına itme aracı olduğunu savunuyor.
Seçimlere katılan partiler arasında, iktidardaki Amanat Partisi'nin yanı sıra, Ak Yol Demokratik Partisi ve Kazakistan Halk Partisi gibi Tokayev'e yakınlığıyla bilinen partiler yer aldı. Gerçek muhalefet partileri ise ya kayıt dışı bırakıldı ya da seçimlere katılma şartlarını yerine getiremedi. Örneğin, gıyaben yargılanan eski Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in yakın çevresine yakın olan bazı partiler, seçimlerde yer alamadı. Bu durum, seçimlerin rekabetçi bir ortamda geçmediği eleştirilerini beraberinde getirdi.
Tokayev, seçimlerin ardından yaptığı açıklamada, 'Bu seçimler, ülkemizin demokratik geleceği için atılmış önemli bir adımdır. Halkımızın iradesi sandığa yansımıştır' ifadelerini kullandı. Ancak uluslararası gözlemciler, seçim sürecinin uluslararası standartlara uygun olmadığı yönünde raporlar yayınladı. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gözlemcileri, 'seçimlerin temel özgürlüklerden yoksun bir ortamda gerçekleştiğini' belirtti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kazakistan, Orta Asya'nın en büyük ekonomisi ve enerji kaynakları açısından kritik bir öneme sahip. Bu nedenle seçimler, sadece iç siyaset açısından değil, bölgesel ve küresel güç dengeleri açısından da yakından takip ediliyor. Rusya, Çin ve Batı ülkeleri, Kazakistan'daki siyasi istikrara büyük önem veriyor. Özellikle Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırısının ardından Batı'nın enerji arz güvenliği açısından Kazakistan'ın rolü daha da belirgin hale geldi.
Kazakistan, Rusya öncülüğündeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü'nün (KGAÖ) bir üyesi olmasına rağmen, son dönemde çok yönlü bir dış politika izlemeye çalışıyor. Tokayev, hem Moskova hem de Pekin ile iyi ilişkiler kurmaya çalışırken, Batı ile de enerji ve yatırım alanlarında iş birliğini geliştirmeyi hedefliyor. Bu denge politikası, seçimlerin sonucundan bağımsız olarak devam edecek gibi görünüyor.
Seçimlerin ardından, Kazakistan'da siyasi istikrarın korunması ve ekonomik reformların sürdürülmesi bekleniyor. Ancak muhalefetin susturulduğu bir ortamda, toplumsal hoşnutsuzluğun birikmesi ve gelecekte yeni krizlere yol açma riski de bulunuyor. 2022 Ocak olayları, bu tür birikmiş öfkenin ne kadar patlayıcı olabileceğini göstermişti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kazakistan ile tarihsel, kültürel ve ekonomik bağları güçlü olan bir ülke. İki ülke arasındaki ticaret hacmi son yıllarda artış göstermiş, Türk iş insanları Kazakistan'ın inşaat, enerji ve tekstil sektörlerinde önemli yatırımlar yapmıştır. Kazakistan'daki siyasi istikrar, Türkiye'nin bölgedeki ekonomik çıkarları açısından kritik öneme sahiptir. Ayrıca, Türkiye ile Kazakistan arasında Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde güçlü bir iş birliği bulunmaktadır. Bu seçimlerin, Tokayev'in otoriter yönetimini pekiştirmesi, Türkiye'nin Kazakistan ile olan ilişkilerini doğrudan etkilemese de, bölgedeki demokratikleşme süreçlerinin zayıf kalması, Türkiye'nin Orta Asya'daki nüfuzunu artırma çabalarında bir denge unsuru olarak değerlendirilebilir. Türkiye'nin, Kazakistan'ın istikrarını koruyan ancak demokratik değerleri önceleyen bir yaklaşım benimsemesi, uzun vadede bölgesel istikrar açısından önemli görünmektedir.