Kazakistan, 2025-2026 yıllarında İran, İsrail ve ABD arasında tırmanan çatışmalardan doğrudan etkilenmemesine rağmen, bölgesel bir denge oyununun merkezinde yer alıyor. Orta Asya'nın en büyük ekonomisi ve kara ülkesi olan Kazakistan, uzun süredir uyguladığı çok yönlü dış politika ile hem Batı hem de Doğu blokları arasında manevra yapıyor. Ancak İran-İsrail savaşının yarattığı jeopolitik deprem, Astana yönetimini hem risklerle hem de beklenmedik fırsatlarla karşı karşıya bıraktı. Özellikle enerji taşımacılığı, askeri üs politikaları ve etnik dengeler, Kazakistan'ın tarafsızlık stratejisini test ediyor.
Arka Plan ve Stratejik Duruş
Kazakistan, bağımsızlığını kazandığı 1991'den bu yana, Rusya, Çin, AB ve ABD arasında denge kurmayı başaran bir dış politika izliyor. Bu politika, ülkenin zengin doğal kaynaklarını (petrol, uranyum, nadir toprak elementleri) küresel pazarlara ulaştırırken, büyük güçler arasında tampon bölge olma riskini en aza indirmeyi hedefliyor. İran-İsrail savaşı ise bu hassas dengeyi altüst etme potansiyeli taşıyor. İran'ın doğrudan komşusu olmasa da, Kazakistan'ın Hazar Denizi kıyısındaki konumu ve İran ile tarihsel ticari bağları, Tahran'ın olası bir abluka durumunda kuzey koridoru olarak Kazakistan'ı görmesine neden oluyor. Ayrıca, ABD ve İsrail, Kazakistan'ın Afganistan ve Orta Doğu'daki istikrar misyonlarına katılımını yakından izliyor.
Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, savaşın başlangıcından bu yana yaptığı açıklamalarda, ülkesinin askeri ittifaklara katılmayacağını ve tarafları diplomatik çözüme çağırdığını vurguladı. Ancak bu tarafsızlık, ülke içinde farklı yorumlanıyor. Özellikle, Kazakistan'da yaşayan yaklaşık 350 bin Azeri ve 100 bin Kürt kökenli vatandaş, İran-İsrail çatışmasına duygusal olarak bağlı. Tahran'ın Azerbaycan'a yönelik tehditleri, Kazakistan'daki Azeri toplumunda endişe yaratırken, Kürt gruplar İsrail destekli bir Kürdistan oluşumuna sıcak bakıyor.
Ekonomik ve Enerji Boyutları
Kazakistan'ın en büyük gelir kaynağı olan enerji ihracatı, savaş nedeniyle ciddi risk altında. Ülkenin petrolünün büyük kısmı, Rusya üzerinden Avrupa'ya sevk ediliyor. Ancak İran'ın Hürmüz Boğazı'nı tehdit etmesi, alternatif güzergâh arayışlarını hızlandırdı. Kazakistan, bu krizden faydalanarak, Hazar Denizi üzerinden Azerbaycan ve Türkiye'ye uzanan Orta Koridor'u (Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Rotası) canlandırmayı hedefliyor. Çin'in Kuşak ve Yol projesiyle entegre olan bu rota, Kazakistan'ı enerji ve ticaret merkezi haline getirebilir. Ancak bu strateji, Rusya'nın tepkisini çekiyor. Moskova, Kazakistan'ın Batı yönelimli rotalara kaymasını kendi ekonomik çıkarlarına tehdit olarak görüyor.
Öte yandan, İran'ın olası bir ambargo altında kalması, Kazakistan'a uranyum ve nadir toprak elementleri ihracatında yeni pazarlar açabilir. Kazakistan, dünyanın en büyük uranyum üreticisi konumunda ve İran'ın nükleer programı için potansiyel bir tedarikçi olarak görülüyor. Batı'nın İran'a yönelik yaptırımları, Kazakistan'ı zor bir tercihle karşı karşıya bırakabilir: ya İran'la ticareti kesmek ya da Batı'nın gazabına uğramak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye için Kazakistan'ın İran-İsrail savaşındaki duruşu, Orta Asya'daki nüfuz mücadelesi ve enerji güvenliği açısından kritik önem taşıyor. Ankara, Azerbaycan üzerinden Kazakistan'la geliştirdiği enerji ve ticaret koridorlarına (TANAP, TAP, Orta Koridor) büyük yatırım yapmış durumda. Kazakistan'ın istikrarını koruması, bu koridorların işlerliği için hayati. Ayrıca, Türkiye'nin İsrail ve İran'la karmaşık ilişkileri, Kazakistan'ın tarafsızlık politikasını dolaylı olarak destekliyor. Ancak Ankara, Astana'nın İran'la yakınlaşmasına karşı da temkinli; çünkü bu, İsrail ile ticareti ve güvenlik işbirliğini sekteye uğratabilir. Sonuçta Türkiye, Kazakistan'ın dengeli politikasının sürmesini ve Orta Koridor'un güçlenmesini stratejik bir öncelik olarak görüyor.