İklim değişikliğinin yol açtığı yıkıcı sel, kuraklık ve fırtınaların mağduru olan gelişmekte olan ülkeler için oluşturulan Kayıp ve Zarar Fonu, şu ana kadar toplanan kaynaklarla iklim adaletini sağlamaktan çok uzak. Uzmanlara göre, yeni kurulan fonun etkili olabilmesi için çok daha fazla finansmana ihtiyaç var ve en önemlisi, savunmasız toplulukların afetlerin ardından toparlanabilmek için doğrudan ve hızlı erişebileceği hibelere dayalı bir mekanizma kurulmalı. Climate Home News'un haberine göre, fonun geleceği, önümüzdeki yıllarda yapılacak iklim müzakerelerinde belirlenecek.
Fonun Arka Planı ve Mevcut Durumu
Kayıp ve Zarar Fonu, 2022 yılında Mısır'ın Şarm El-Şeyh kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nda (COP27) kurulmasına karar verilen tarihi bir mekanizma. Bu fon, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden en çok etkilenen ancak bu etkilere en az katkıda bulunan gelişmekte olan ülkelere mali destek sağlamayı amaçlıyor. Geçtiğimiz yıl Dubai'de düzenlenen COP28'de ise fonun yönetim yapısı ve Dünya Bankası'nın ev sahipliği konusunda anlaşmaya varıldı. Ancak fonun şu ana kadar topladığı yaklaşık 700 milyon dolarlık kaynak, gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç duyduğu trilyonlarca dolarlık rakamın yanında oldukça düşük kalıyor.
Uzmanlar, fonun şu anki yapısının, iklim felaketlerinden mustarip toplulukların ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz olduğunu vurguluyor. Fonun daha çok krediye dayalı bir yapıya sahip olması, zaten borç yükü altında ezilen gelişmekte olan ülkelerin bu kaynaklara erişimini zorlaştırıyor. Bu nedenle, fonun hibe ağırlıklı olarak yeniden yapılandırılması ve yerel toplulukların doğrudan başvurabileceği bir mekanizma oluşturulması gerektiği ifade ediliyor.
Küresel Boyut: Adalet ve Sorumluluk Tartışmaları
İklim adaleti kavramı, iklim değişikliğinden en az sorumlu olanların en ağır bedeli ödediği gerçeğine dayanıyor. Sanayileşmiş ülkeler, tarihsel olarak atmosfere saldıkları sera gazlarıyla iklim krizine yol açarken, gelişmekte olan ülkeler bu krizin olumsuz etkileriyle başa çıkmaya çalışıyor. Bu nedenle, Kayıp ve Zarar Fonu'nun yeterince finanse edilmesi, gelişmiş ülkelerin iklim sorumluluğunu yerine getirmesi açısından kritik önem taşıyor. Ancak şu ana kadar yapılan katkıların gönüllülük esasına dayanması ve bağlayıcı bir taahhüt içermemesi, fonun geleceği konusunda endişelere yol açıyor.
Özellikle küçük ada devletleri ve en az gelişmiş ülkeler, deniz seviyesinin yükselmesi, aşırı hava olayları ve tarımsal verimlilikteki düşüş nedeniyle varoluşsal bir tehdit altında. Bu ülkeler, iklim afetlerinin ardından hızlı ve esnek bir finansman mekanizmasının oluşturulmasını talep ediyor. Fonun şu anki yapısı ise, projelerin uzun vadeli planlamasına dayandığı için acil ihtiyaçlara cevap veremiyor. Bu da, iklim değişikliğine karşı en savunmasız olanların mağduriyetini daha da artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinin Akdeniz havzasındaki etkileri nedeniyle kuraklık, orman yangınları ve sel felaketleriyle karşı karşıya kalıyor. Kayıp ve Zarar Fonu'nun güçlendirilmesi, Türkiye'nin de dahil olduğu gelişmekte olan ülkeler için iklim değişikliğine uyum ve afet sonrası toparlanma maliyetlerinin azaltılması açısından önem taşıyor. Türkiye'nin, fonun sürdürülebilir ve hibe bazlı bir yapıya kavuşması için uluslararası platformlarda diyalog yürütmesi, hem bölgesel istikrar hem de küresel iklim adaleti mücadelesinde söz sahibi olmasını sağlayabilir.