Birleşmiş Milletler himayesinde kurulan ve iklim değişikliğinin yol açtığı kayıp ve zararları karşılamayı amaçlayan yeni fon, ilk proje onaylarını ertelemek zorunda kaldı. Fonun sınırlı bütçesi, beklenenin çok üzerinde başvuru alınca yönetim kurulu, hangi projelere öncelik verileceğine karar vermek için ek süre talep etti. Gelişmekte olan ülkelerin özellikle iklim kaynaklı felaketlerden en ağır şekilde etkilenen bölgelerinde hayata geçirilmek istenen projeler, fonun yetersiz kaynakları nedeniyle uzun bir bekleme sürecine girmiş durumda.
Gelişmenin arka planı
Geçtiğimiz yıl Dubai'de düzenlenen COP28 iklim zirvesinde kurulmasına karar verilen 'Kayıp ve Zarar Fonu', iklim değişikliğinin etkilerine karşı en savunmasız ülkelere mali destek sağlamayı hedefliyor. Fonun ilk yönetim kurulu toplantısı, proje başvurularını değerlendirmek üzere geçtiğimiz hafta gerçekleştirildi. Ancak yönetim kurulu, gelen başvuruların büyüklüğü ve çeşitliliği karşısında, ilk onaylanacak projeleri seçmek için daha fazla zamana ihtiyaç duyduğunu açıkladı.
Fonun şu ana kadar topladığı kaynak, yaklaşık 700 milyon dolar seviyesinde. Bu miktar, iklim felaketlerinden etkilenen ülkelerin ihtiyaç duyduğu tahmini yıllık maliyetin çok küçük bir bölümünü oluşturuyor. Uzmanlar, gelişmekte olan ülkelerin iklim kayıp ve zararlarının yılda 400 milyar doları aşabileceğini belirtiyor. Söz konusu fon, bu ihtiyacın yalnızca %0,2'sini karşılayabilecek durumda.
Yönetim kurulu üyeleri, özellikle Pasifik Adaları, Afrika ve Güney Asya'daki projelerin önceliklendirilmesi konusunda görüş ayrılıkları yaşadı. Kimi üyeler, en hızlı şekilde hayata geçirilebilecek küçük ölçekli projelerin desteklenmesini savunurken, kimi üyeler ise en büyük etkiyi yaratacak uzun vadeli projelere odaklanılması gerektiğini dile getirdi.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu gecikme, küresel iklim diplomasisinde ciddi bir güven sorununa işaret ediyor. Gelişmekte olan ülkeler, fonun kuruluşunu iklim adaleti mücadelesinde tarihi bir kazanım olarak nitelendirmişti. Ancak fonun yavaş işlemesi ve kaynakların yetersizliği, bu ülkelerin hayal kırıklığını artırıyor. Çevre örgütleri, söz konusu durumun gelişmiş ülkelerin iklim finansmanı taahhütlerindeki samimiyetini sorgulattığını ifade ediyor.
Fonun karşı karşıya kaldığı bu zorluk, küresel iklim finansmanı sistemindeki daha geniş sorunların da bir yansıması. Gelişmiş ülkelerin yıllık 100 milyar dolarlık iklim finansmanı taahhüdü de benzer şekilde ağır işliyor. Kayıp ve zarar fonu, bu taahhütlerin en yeni halkasını oluştururken, etkili bir şekilde çalışamaması, iklim krizinin en çok etkilediği toplumların hayatta kalma mücadelesini daha da derinleştiriyor.
Uzmanlar, fonun başarılı olabilmesi için yenilikçi finansman modellerine ve gelişmiş ülkelerin taahhütlerini ciddi şekilde artırmasına ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekiyor. Ayrıca, kayıp ve zararın ölçülmesi ve izlenmesi konusunda uluslararası standartların geliştirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin iklim finansmanı politikaları açısından önemli bir gösterge niteliği taşıyor. Türkiye, gelişmekte olan ülke statüsünde olmasına rağmen, iklim finansmanından yeterince yararlanamadığı gibi, bazı çevrelerce gelişmiş ülke olarak sınıflandırılma baskısıyla karşı karşıya. Kayıp ve zarar fonunun etkin işlemesi, Türkiye'nin Akdeniz havzasında iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı savunmasız konumunu göz önünde bulundurulduğunda, sınırlı da olsa Türkiye'nin gelecekte fon kaynaklarına erişiminde rol oynayabilir. Bununla birlikte, fonun şu anki yavaş işleyişi, Türkiye'nin kendi ulusal iklim politikalarını güçlendirmesi gerektiğini ve dışa bağımlılığı azaltacak adımlar atması gerektiğini gösteriyor. Kıyı bölgelerindeki erozyon, kuraklık ve aşırı hava olayları gibi riskler karşısında Türkiye'nin proaktif önlemler alması büyük önem taşıyor.