Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulan ve gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğinin yol açtığı yıkıcı etkilerle başa çıkmasına yardımcı olmayı amaçlayan Kayıp ve Zarar Fonu (Fund for Responding to Loss and Damage), ilk proje onaylarını erteleme kararı aldı. Fona yapılan başvuru sayısı, mevcut kaynakların çok üzerinde. Bu durum, iklim değişikliğinden en çok etkilenen ancak en az sorumlu olan ülkelerin ihtiyaçlarının ne kadar büyük olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Gelişmenin Arka Planı
Fon, 2023 yılında Dubai'de düzenlenen COP28 iklim zirvesinde resmen faaliyete geçmişti. Dünya Bankası'nın geçici ev sahipliğinde yürütülen fonun amacı, iklim değişikliğinin neden olduğu ve önlenemeyen kayıp ve zararların (aşırı hava olayları, deniz seviyesinin yükselmesi, kuraklık vb.) telafi edilmesine katkı sağlamak. Fonun ilk mali kaynağı, yaklaşık 700 milyon dolar olarak belirlenmişti. Ancak bu miktar, gelişmekte olan ülkelerin mevcut ihtiyaçlarının yanında oldukça mütevazı kalıyor. Uzmanlar, iklim kaynaklı kayıp ve zararların yıllık maliyetinin yüz milyarlarca doları bulabileceğini tahmin ediyor.
Fonun yönetim kurulu, ilk turda hangi projelerin destekleneceğine karar vermek için toplandı. Ancak gelen başvuru sayısı ve çeşitliliği, sınırlı kaynaklarla kısa sürede karar vermenin mümkün olmadığını gösterdi. Bu nedenle kurul, daha kapsamlı bir değerlendirme yapabilmek için kararını erteledi. Bu erteleme, fonun işleyişindeki zorlukları ve gelişmekte olan ülkelerin karşı karşıya olduğu acil ihtiyaçları gözler önüne seriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kayıp ve zarar fonu, özellikle küçük ada devletleri, en az gelişmiş ülkeler ve Sahra Altı Afrika ülkeleri için hayati önem taşıyor. Bu ülkeler, iklim değişikliğinin etkilerine karşı en savunmasız olanlar ve aynı zamanda uyum kapasiteleri en düşük olanlar. Örneğin, Bangladeş'te artan sel felaketleri, Pasifik ada ülkelerinde yükselen deniz seviyesi ve Afrika Boynuzu'nda yaşanan kuraklıklar, bu fonun acil bir şekilde faaliyete geçmesini gerektiriyor.
Fonun kaynaklarının yetersizliği, uluslararası toplumun iklim değişikliğiyle mücadeledeki taahhütlerinin ne kadarını gerçekleştirebildiğini de sorgulatıyor. Gelişmiş ülkelerin 2009 yılında verdiği yıllık 100 milyar dolarlık iklim finansmanı taahhüdü hâlâ tam olarak karşılanmış değil. Kayıp ve zarar fonu, bu taahhütlerin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor. Ancak mevcut durum, uluslararası iklim diplomasisinin en zorlu başlıklarından birinin çözümünden henüz uzak olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerini yakından hisseden bir Akdeniz ülkesi. Kuraklık, orman yangınları ve sel felaketleri, Türkiye'nin iklim kaynaklı kayıp ve zararlarla mücadelesinin önemini artırıyor. Kayıp ve zarar fonunun etkin işleyişi, Türkiye'nin de yararlanabileceği bir mekanizma olabilir; ancak Türkiye, fonun kaynaklarına erişim konusunda gelişmekte olan ülkeler kategorisinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği konusunda belirsizlik yaşıyor. Bu nedenle Türkiye, fonun kapsamı ve kriterleri konusunda aktif bir şekilde müzakere yürütüyor. Ayrıca Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum politikaları, bu tür uluslararası fonlara erişim ve bölgesel işbirliği açısından da önem taşıyor.