Pasifik’in engin maviliğinde, mercanlarla çevrili iki kayalık, gelgit yükseldiğinde toplam yüzölçümü 10 metrekarenin (yaklaşık 108 fit kare) altına düşen bu yapılar, Japonya’nın 150 bin mil karelik (yaklaşık 388 bin kilometre kare) münhasır ekonomik bölge (MEB) iddiasının temelini oluşturuyor. Bu alan, Japonya’nın kendi karasal yüzölçümünün neredeyse iki katı büyüklüğünde. Okinotori Adaları olarak bilinen bu ıssız kayalıklar, Tokyo’nun yaklaşık 1.740 kilometre güneybatısında, Filipin Denizi’nde yer alıyor. Japonya, bu kayalıkları ada olarak kabul edip çevresinde geniş bir deniz yetki alanı talep ederken, Çin ve diğer komşular bu iddiaya şiddetle karşı çıkıyor. Taraflar arasındaki anlaşmazlık, yalnızca egemenlik değil, aynı zamanda Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (UNCLOS) yorumlanmasına ilişkin derin bir hukuki ve jeopolitik mücadeleyi de beraberinde getiriyor.
Okinotori’nin Ada Olma Statüsü: Hukuki Tartışma
Japonya, Okinotori Adaları’nı, UNCLOS’un 121. maddesinde tanımlanan şekliyle, gelgit sırasında su üstünde kalan, insan yerleşimine ve ekonomik hayata elverişli bir ada olarak kabul ediyor. Tokyo yönetimi, bu tanıma dayanarak kayalıkların çevresinde 200 deniz mili genişliğinde bir MEB ilan etmiş durumda. Ancak Çin, bu kayalıkların “kaya” statüsünde olduğunu ve 121. maddenin 3. fıkrası uyarınca MEB veya kıta sahanlığı yaratamayacağını savunuyor. Anlaşmazlığın özü, “insan yerleşimine elverişlilik” ve “ekonomik hayata elverişlilik” kavramlarının nasıl yorumlanacağı konusunda.
Japonya, bu statüyü güçlendirmek için kayalıkların üzerinde iddialı mühendislik projeleri yürütüyor. 1980’lerde ve 1990’larda, tayfunların aşındırdığı kayalıkları korumak ve deniz seviyesinin üzerinde tutmak amacıyla beton duvarlar ve yapay platformlar inşa edildi. Ayrıca, kayalıkların çevresine istasyonlar, deniz fenerleri ve hatta bir meteoroloji gözlem istasyonu kuruldu. Bu yapıların, kayalıkları hem fiziksel olarak koruma hem de “insan yerleşimine elverişli” olduğu iddiasını destekleme amacı taşıdığı belirtiliyor. Tokyo, ayrıca bölgede balıkçılık ve bilimsel araştırma faaliyetlerini sürdürerek ekonomik varlığını göstermeye çalışıyor.
Çin ise bu girişimleri “yapay ada inşası” olarak nitelendiriyor ve UNCLOS’a göre doğal oluşumların statüsünün insan müdahalesiyle değiştirilemeyeceğini ileri sürüyor. Pekin yönetimi, Okinotori’nin etrafındaki suların açık deniz statüsünde olduğunu ve tüm devletlerin burada serbest navigasyon hakkına sahip bulunduğunu savunuyor. Çin’in bu tutumu, sadece hukuki bir görüş ayrılığı değil; aynı zamanda Doğu Çin Denizi ve Güney Çin Denizi’ndeki benzer ada anlaşmazlıklarında da kendi iddialarını güçlendirebilecek bir emsal oluşturma çabası olarak değerlendiriliyor.
Üç Denizde Artan Rekabet
Okinotori Adaları üzerindeki anlaşmazlık, Çin’in “üç deniz” olarak adlandırılan Doğu Çin Denizi, Güney Çin Denizi ve Filipin Denizi’ndeki genişleyen denizcilik iddialarının yalnızca bir parçası. Özellikle Güney Çin Denizi’nde Çin, dokuz çizgi haritasıyla büyük bir kısmı üzerinde hak iddia ediyor ve Filipinler, Vietnam, Malezya ile karşı karşıya. Bu bölgede Çin’in yapay adalar inşa ederek askeri üsler kurması, uluslararası toplumun ve özellikle ABD’nin tepkisini çekiyor. Lahey’deki Daimi Tahkim Mahkemesi’nin 2016’daki kararı, Çin’in dokuz çizgi iddialarını hukuken geçersiz ilan etmesine rağmen, Pekin bu kararı tanımıyor.
Okinotori’deki anlaşmazlık ise daha çok Japonya ile Çin arasında, Doğu Çin Denizi’ndeki Senkaku (Diaoyu) adaları krizinin devamı niteliğinde. Her iki ülke de bu stratejik sularda balıkçılık hakları, denizaltı kabloları ve potansiyel enerji kaynakları için rekabet ediyor. Uzmanlar, Okinotori’nin statüsünün uluslararası hukukta netleşmemesinin, bölgedeki tüm deniz sınırı ihtilaflarını etkileyebilecek önemli bir emsal teşkil edeceğini belirtiyor. Birleşmiş Milletler Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Komisyonu’nun (CLCS) konuyla ilgili herhangi bir kararı, Asya-Pasifik’teki deniz yetki alanlarını yeniden şekillendirebilir.
ABD ve müttefikleri, Japonya’nın yanında yer alarak uluslararası hukukun ve serbest navigasyonun önemini vurguluyor. Washington, Hint-Pasifik stratejisi çerçevesinde bölgedeki deniz güvenliğini artırma çabasında. Ancak Çin’in artan denizcilik kapasitesi ve “İnci Kolye” olarak bilinen askeri üs ağı, bölgedeki güç dengesini değiştiriyor. Bu durum, Okinotori gibi küçük kayalıkların bile küresel jeopolitik rekabetin odak noktası haline gelmesine neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Doğu Akdeniz’de benzer bir münhasır ekonomik bölge (MEB) mücadelesi veren bir ülke olarak, Okinotori Adaları konusundaki hukuki tartışmaları yakından izliyor. Uluslararası hukukta adaların statüsü, Türkiye’nin Yunanistan ile Ege’deki kıta sahanlığı anlaşmazlığında da kilit rol oynuyor. UNCLOS’un imzacısı olmayan Türkiye, kendi kıyıları ile ada statüsündeki oluşumlar arasındaki dengeyi gözeten bir yaklaşım sergiliyor. Çin’in Okinotori karşısındaki tutumu, Türkiye’nin Ege’de küçük ada ve kayalıkların MEB yaratma kapasitesine ilişkin tezleriyle dolaylı bir paralellik taşıyor. Bu nedenle Ankara, konunun uluslararası hukuktaki seyrini ve özellikle “kaya” ile “ada” ayrımının pratikte nasıl yorumlandığını dikkatle takip etmek durumunda. Aynı zamanda, Asya-Pasifik’te artan denizcilik rekabeti, Türkiye’nin Hint-Pasifik bölgesindeki ekonomik ve stratejik ortaklıkları açısından da yeni dinamikler yaratabilir.