Barselona, 23 Eylül - Katalonya'nın başarısız bağımsızlık girişiminin üzerinden neredeyse on yıl geçti. Bölgede giderek artan sayıda seçmen, bağımsızlık yerine göç ve suç gibi konulara odaklanıyor. Bu değişim, aşırı sağcı ayrılıkçı parti Aliança Catalana'nın yükselişini besliyor. Parti, göçmen karşıtı söylemiyle bağımsızlık yanlısı seçmen tabanında yeni bir çatlak yaratıyor.
2017'deki tek taraflı bağımsızlık referandumunun ardından İspanya hükümeti doğrudan yönetim uygulamış, birçok ayrılıkçı lider tutuklanmış veya sürgüne gitmişti. Aradan geçen sürede bağımsızlık hareketi ivmesini yitirdi. Ekonomik sorunlar, Kovid-19 salgını ve artan göç dalgası, halkın önceliklerini değiştirdi.
Bağımsızlık hayal kırıklığı ve yeni gündem
Katalonya'da yapılan son anketler, seçmenlerin yalnızca %30'unun bağımsızlığı en önemli sorun olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Buna karşılık göç, suç ve ekonomik güvenlik gibi başlıklar ilk sıralara yükselmiş durumda. Bu tablo, aşırı sağcı Aliança Catalana'nın yükselişini açıklıyor. Parti, bağımsızlık yanlısı söylemi göçmen karşıtı politikalar ve sert güvenlik önlemleriyle birleştiriyor.
Aliança Catalana, özellikle genç erkek seçmenler ve kırsal kesimde yaşayanlar arasında destek buluyor. Partinin lideri Sílvia Orriols, göçmenlerin Katalonya'nın kimliğini tehdit ettiğini savunuyor. Orriols, bağımsızlık hareketinin "göç konusunda sessiz kaldığını" eleştiriyor. Bu söylem, ana akım ayrılıkçı partiler Cumhuriyetçi Sol (ERC) ve Junts per Catalunya'yı zor durumda bırakıyor.
Geleneksel bağımsızlık partileri, göç konusunda daha ılımlı bir çizgi izliyor. ERC, göçmenlerin entegrasyonunu ve çokkültürlülüğü savunuyor. Junts ise daha çok bağımsızlık sürecine odaklanmış durumda. Ancak her iki parti de seçmen kaybını durdurmak için söylemlerini sertleştirmeye başladı. Bu durum, bağımsızlık hareketi içinde ideolojik bir çatlak yaratıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Katalonya'daki bu değişim, yalnızca İspanya'yı değil, tüm Avrupa'yı ilgilendiriyor. Avrupa genelinde aşırı sağ partiler göç karşıtı söylemlerle yükselişte. Fransa'da Ulusal Birlik (RN), İtalya'da İtalya'nın Kardeşleri (FdI) ve Almanya'da AfD gibi partiler, benzer bir trendin parçası. Katalonya örneği, ayrılıkçı hareketlerin bile aşırı sağ popülizmden etkilenebileceğini gösteriyor.
Öte yandan, Katalonya'nın bağımsızlık talebi uzun süredir Avrupa Birliği için bir baş ağrısı. AB, İspanya'nın toprak bütünlüğünü destekliyor. Ancak Katalonya'da aşırı sağın yükselişi, bölgedeki istikrarı daha da karmaşık hale getirebilir. Aliança Catalana'nın bağımsızlık yanlısı olması, Madrid ile Barselona arasındaki gerilimi artırabilir.
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Katalonya ile diyalog kapısını açık tutmaya çalışıyor. Sánchez hükümeti, ayrılıkçı liderlere af çıkarmış ve bölgeye daha fazla özerklik vaat etmişti. Ancak bu adımlar, aşırı sağın yükselişini engelleyemedi. Sánchez, göç konusunda daha sert bir çizgi izleyerek oy kaybını durdurmaya çalışıyor.
Katalonya'da 12 Mayıs'ta yapılacak bölgesel seçimler, bu değişimin sandığa nasıl yansıyacağını gösterecek. Anketler, Aliança Catalana'nın ilk kez parlamentoya girebileceğini gösteriyor. Bu durum, bağımsızlık yanlısı partilerin çoğunluğunu tehlikeye atabilir. Ayrıca, göç karşıtı söylemin ana akım partiler tarafından benimsenmesi, Katalonya'da siyasi atmosferi daha da kutuplaştırabilir.
Uzmanlar, Katalonya'daki bu değişimi "bağımsızlık sonrası dönem" olarak nitelendiriyor. Bağımsızlık referandumunun yarattığı heyecan yerini, ekonomik ve sosyal sorunlara bırakmış durumda. Bu da aşırı sağ için verimli bir zemin oluşturuyor. Katalonya'nın geleceği, sadece bağımsızlık değil, aynı zamanda göç ve kimlik politikaları etrafında şekillenecek gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Katalonya'daki aşırı sağ yükselişi, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. İspanya, AB içinde Türkiye'ye karşı nispeten ılımlı bir tutum sergileyen ülkelerden biri. Ancak Katalonya'da yükselecek aşırı sağcı bir parti, AB genelinde göçmen karşıtı söylemi güçlendirebilir. Bu durum, Türkiye'nin AB üyelik sürecini ve vize serbestisi gibi konuları olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Avrupa'da yükselen aşırı sağ, Türkiye'ye yönelik olumsuz algıları derinleştirebilir. Türkiye, Avrupa'daki Türk diasporasını ilgilendiren gelişmeleri yakından takip etmeli.