ABD'nin Indiana eyaletindeki kırsal tarım arazilerine karbon gömme planı, iklim değişikliğiyle mücadele için bir zafer olarak görülüyor. Ancak onlarca benzer proje, küçük kasaba sakinlerinde çevre ve sağlık riskleri konusunda büyük endişeye neden oluyor. Petrol devleri, bu projeler için federal hükümetten milyarlarca dolar sübvansiyon almayı beklerken, yerel halk projelerin su kaynaklarını kirleteceğinden ve sismik aktiviteyi tetikleyeceğinden korkuyor.
Karbon depolama projelerinin arka planı
Karbon yakalama ve depolama (CCS) teknolojisi, sanayi tesislerinden çıkan karbondioksiti yakalayıp yer altındaki jeolojik oluşumlara enjekte etmeyi amaçlıyor. ABD Enerji Bakanlığı, 2030'a kadar yılda 50 milyon ton CO2 depolama kapasitesine ulaşmayı hedefliyor. Bu kapsamda ülke genelinde 100'den fazla proje geliştirme aşamasında.
Ancak projeler, özellikle kırsal bölgelerde yaşayanları tedirgin ediyor. Indiana'daki çiftçiler, enjeksiyon kuyularının yeraltı sularını kirletebileceğini ve toprak yapısını bozabileceğini belirtiyor. Ayrıca, 2022'de Kansas'ta bir CCS tesisindeki sızıntının ardından bölge sakinlerinde baş ağrısı ve mide bulantısı şikayetleri yaşanmıştı.
Projelerin bölgesel ve küresel boyutu
Karbon depolama projeleri, ABD'nin iklim hedeflerine ulaşmasında kilit rol oynuyor. Başkan Biden yönetimi, 2030'a kadar emisyonları %50 azaltma vaadiyle bu teknolojiye büyük yatırım yapıyor. Ancak çevre örgütleri, CCS'nin fosil yakıt bağımlılığını sürdürdüğünü ve gerçek bir çözüm olmadığını savunuyor.
Petrol şirketleri, 45Q vergi kredisi sayesinde her ton CO2 için 85 dolara kadar sübvansiyon alabiliyor. Bu durum, ExxonMobil ve Chevron gibi devleri projelere yöneltirken, küçük kasabalar için devasa endüstriyel tesislerin kurulması anlamına geliyor. Louisiana'da bir proje, 50 bin dönümlük alanda 20 milyon ton CO2 depolamayı planlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin enerji politikaları açısından önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Türkiye, karbon emisyonlarını azaltma hedefleri doğrultusunda CCS teknolojilerine ilgi duyabilir, ancak ABD'deki deneyimler yerel halkın katılımı ve çevresel risklerin yönetiminin kritik olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin jeolojik yapısı da depolama için uygun alanlar sunabilir, ancak olası deprem riskleri ve su kaynaklarının korunması dikkate alınmalı. Karbon depolama projelerinin uluslararası finansmanı, Türkiye'nin yeşil dönüşümünde bir fırsat olabilir, ancak şeffaflık ve toplumsal kabul mekanizmaları önceden oluşturulmalıdır.