Birleşik Krallık'ın enerji politikalarında tartışma yaratan bir gelişme yaşanıyor. Greater Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham'ın, Kuzey Denizi'ndeki bazı petrol sahalarının yeniden açılması için verdiği destek, uluslararası kamuoyunda İsrail ile bağlantılı bir şirketin bu sahalardan kâr elde edeceği iddialarını gündeme getirdi. Middle East Eye'ın haberine göre, Burnham'ın bu girişimi, Birleşmiş Milletler tarafından "kara liste"ye alınan İsrailli bir enerji şirketinin mali çıkarlarına hizmet edecek. Bu durum, hem Birleşik Krallık'ta hem de uluslararası alanda insan hakları örgütlerinin tepkisini çekiyor.
Gelişmenin arka planı
Kuzey Denizi'ndeki petrol sahaları, yıllar içinde artan maliyetler ve azalan üretim nedeniyle kapatılmıştı. Ancak enerji krizi ve artan petrol fiyatları, bu sahaların yeniden açılmasını cazip hale getirdi. Burnham, bölgesel ekonomik kalkınma ve enerji güvenliği gerekçeleriyle bu sahaların yeniden faaliyete geçirilmesini savunuyor. Ancak haber, bu sahaların işletme hakkının, İsrail'in işgal politikaları nedeniyle uluslararası toplum tarafından eleştirilen bir şirkete verileceğini öne sürüyor.
Şirketin kimliği haberde net olarak belirtilmese de, Middle East Eye'ın ulaştığı belgelere göre, Burnham'ın planı, bu şirketin Kuzey Denizi'ndeki varlığını genişletmesine olanak tanıyacak. İnsan hakları örgütleri, bu durumun, İsrail'in uluslararası hukuka aykırı yerleşim politikalarına dolaylı destek anlamına geldiğini belirtiyor. Özellikle Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nin hazırladığı listede yer alan şirketlerin, bu tür anlaşmalarla ödüllendirilmesi eleştiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, sadece Birleşik Krallık'ın enerji politikalarını değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki güç dengelerini de ilgilendiriyor. İsrail'in enerji sektöründeki uluslararası bağlantıları, özellikle Doğu Akdeniz'deki doğal gaz rezervleriyle birlikte düşünüldüğünde, bölgesel jeopolitik açıdan kritik önem taşıyor. Kuzey Denizi'ndeki bir anlaşmanın, İsrail'in enerji diplomasisine katkı sağlaması, Filistin meselesinde duyarlılığı yüksek olan ülkelerde rahatsızlık yaratıyor.
Öte yandan, Birleşik Krallık'ta Brexit sonrası enerji bağımsızlığı hedefleyen hükümetler, bu tür anlaşmaları ekonomik zorunluluk olarak görüyor. Ancak etik ve hukuki boyutlar, kamuoyunda tartışma yaratmaya devam ediyor. İngiliz sivil toplum kuruluşları, Burnham'ın bu kararını kınarken, ulusal basında da konu geniş yankı buldu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları konusunda İsrail ile zaman zaman görüş ayrılıkları yaşayan bir ülke. Kuzey Denizi'ndeki bu gelişme, İsrail'in enerji sektöründeki uluslararası etkisinin bir göstergesi olarak okunabilir. Türkiye'nin kendi enerji politikalarını oluştururken, uluslararası anlaşmalarda insan hakları ve hukuk ilkelerine dikkat etmesi gerektiği hatırlanmalıdır. Ayrıca, bu tür haberler, Türk kamuoyunda İsrail'e yönelik mevcut hassasiyetleri derinleştirebilir ve bölgesel enerji işbirliklerinde Türkiye'nin alternatif ortaklıklar aramasını teşvik edebilir.