Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ile devam eden ticaret savaşı ortamında dış politikasında önemli bir eksen kayması yaşıyor. Avrupa Birliği'nin yürütme organı başkanı, Kanada'ya 'ortak üyelik' teklifinde bulunurken, Ottawa yönetimi de Çin ile yeni ticaret anlaşmaları peşinde koşuyor. Bu gelişmeler, Kanada'nın geleneksel müttefiki ABD'den uzaklaşarak Avrupa ve Asya'da yeni ortaklıklar kurma arayışını gözler önüne seriyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD Başkanı Donald Trump'ın 2025 yılı başında Kanada'dan ithal edilen çelik ve alüminyuma yüzde 25 ek gümrük vergisi getirmesi ve ardından diğer sektörlere de yayılması, iki komşu ülke arasındaki ticaret ilişkilerini ciddi şekilde gerdi. Kanada Başbakanı Mark Carney, bu duruma karşılık olarak ABD'ye yönelik misilleme tarifeleri uygulayacaklarını açıkladı. Ancak Carney hükümeti, sadece misilleme ile yetinmeyip, dış ticaretini çeşitlendirme stratejisi izliyor. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Kanada'ya yönelik 'ortak üyelik' önerisini kamuoyuna duyurdu. Bu öneri, Kanada'nın AB üyesi olmadan birçok AB programına katılmasını ve ekonomik entegrasyonunu derinleştirmesini içeriyor. Benzer bir statü daha önce Norveç ve İsviçre gibi ülkelere de sunulmuştu. Ottawa yönetimi ayrıca Çin ile de kapsamlı bir ticaret anlaşması müzakerelerine başladı. Kanada Ticaret Bakanı Mary Ng, Pekin'e yaptığı ziyarette, iki ülke arasındaki ticaret hacminin artırılması ve yatırımların karşılıklı olarak teşvik edilmesi konularında mutabık kalındığını belirtti. Çin, Kanada'nın en büyük ikinci ticaret ortağı konumunda; ancak son yıllarda yaşanan siyasi gerilimler ticari ilişkileri olumsuz etkilemişti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kanada'nın bu hamleleri, küresel ticaret savaşlarının derinleştiği bir dönemde stratejik bir yön değişikliği olarak yorumlanıyor. ABD'nin korumacı politikaları, müttefiklerini alternatif pazarlar aramaya itiyor. Avrupa Birliği, Kanada'yı kendi yörüngesine çekerek hem ekonomik hem de siyasi nüfuzunu artırmayı hedefliyor. Çin ise Kanada ile ilişkilerini normalleştirerek Kuzey Amerika'da bir denge unsuru yaratmaya çalışıyor. Öte yandan, Kanada'nın Asya-Pasifik bölgesinde Trans-Pasifik Ortaklığı (CPTPP) gibi platformlarda daha aktif rol alması bekleniyor. Uzmanlar, Kanada'nın bu çok yönlü diplomasi hamlesinin uzun vadede ABD'nin bölgesel hegemonyasını zayıflatabileceğini, ancak kısa vadede ekonomik bağımlılıklar nedeniyle zorluklarla karşılaşabileceğini belirtiyor. ABD ile Kanada arasındaki yıllık ticaret hacmi 700 milyar doları aşıyor; bu rakam, Kanada'nın toplam dış ticaretinin yaklaşık yüzde 75'ini oluşturuyor. Dolayısıyla ani bir kopuş yerine kademeli bir çeşitlendirme stratejisi izleniyor. Avrupa Birliği ile ticaret hacmi ise 100 milyar dolar civarında ve potansiyel oldukça yüksek. Çin ile ticaret hacmi ise 80 milyar dolar seviyesinde. Kanada'nın bu girişimleri, küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde, orta güçlerin artan özerklik arayışının bir örneği olarak da değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kanada'nın ABD'den uzaklaşıp Avrupa ve Asya'ya yönelmesi, Türkiye için stratejik bir fırsat penceresi aralıyor. Türkiye, uzun süredir AB ile ilişkilerinde tıkanıklık yaşarken, benzer bir 'ortak üyelik' modelinin kendisi için de gündeme gelebileceği sinyalini alabilir. Ayrıca, Kanada'nın Çin ile yakınlaşması, Türkiye'nin Asya'ya açılım politikasıyla paralellik gösteriyor. Ankara, hem AB hem de Çin ile dengeli ilişkiler kurarak çok kutuplu dünyada konumunu güçlendirebilir. Ancak, Türkiye'nin kendi ticaret savaşları ve jeopolitik riskleri göz önünde bulundurulduğunda, bu gelişmeleri dikkatle izlemesi ve fırsatları değerlendirmesi gerekiyor.