Kamboçya, ekonomik büyümesini sürdürmek için gerekli yapısal reformları hayata geçirme çabasında kritik bir eşiğe dayanmış durumda. Ülkenin kalkınma hamlesi, köklü bir patronaj sistemiyle doğrudan çatışıyor. Hükümetin teknokratik dönüşüm söylemi, fiiliyatta yerleşik çıkar ağlarının ihtiyaçlarına takılıyor. Bu durum, Kamboçya'nın orta gelir tuzağından çıkma ve daha dirençli bir ekonomi inşa etme hedeflerini tehdit ediyor.
Reform İhtiyacı ve Patronaj Sisteminin Direnci
Kamboçya, son yirmi yılda yıllık ortalama %7 civarında büyüme kaydederek dikkat çekici bir ekonomik performans sergiledi. Ancak bu büyüme, tekstil ve ayakkabı ihracatı, inşaat ve turizm gibi dar bir sektörel tabana dayanıyor. Ülkenin rekabet gücünü artırması, yolsuzlukla mücadele, kamu yönetiminde şeffaflık, yargı bağımsızlığı ve beşeri sermayeye yatırım gibi yapısal reformları zorunlu kılıyor. Fakat bu reformlar, iktidardaki Kamboçya Halk Partisi (CPP) etrafında örülü patronaj ağlarının çıkarlarıyla çelişiyor.
Patronaj sistemi, siyasi sadakati ödüllendirmek için kamu kaynaklarının, imtiyazların ve devlet ihalelerinin kullanılmasına dayanıyor. Bu sistem, aynı zamanda özel sektörde de belirli iş gruplarının tekelleşmesine yol açıyor. Başbakan Hun Sen'in 2023'teki seçimlerin ardından görevi oğlu Hun Manet'e devretmesi, Batı'da bir nesil değişimi ve teknokratik bir dönüşüm beklentisi yarattı. Ancak Hun Manet döneminde de ekonomik yönetişimde köklü bir değişim sinyali henüz görülmedi. Aksine, iktidarın aile ve yakın çevre üzerinden konsolidasyonu devam ediyor.
Uluslararası kuruluşlar, Kamboçya'nın Dünya Ticaret Örgütü taahhütlerini yerine getirmesi ve yatırım ortamını iyileştirmesi için baskı yapıyor. Ancak reformların yavaş ilerlemesi, doğrudan yabancı yatırımların çeşitlenmesini engelliyor. Özellikle eğitim ve sağlık harcamalarının GSYİH içindeki payının düşüklüğü, uzun vadeli büyüme potansiyelini sınırlıyor. Ayrıca, kamu borcunun artması ve dış borçlanma maliyetlerinin yükselmesi, mali disiplin ihtiyacını daha da acil hale getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Çin'in Rolü ve ASEAN Dinamikleri
Kamboçya'nın reform açmazı, yalnızca iç dinamiklerle sınırlı değil. Ülke, ekonomik olarak Çin'e giderek daha bağımlı hale geliyor. Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında yapılan altyapı yatırımları, Kamboçya'nın borç yükünü artırırken, aynı zamanda siyasi manevra alanını daraltıyor. Çin, Kamboçya'nın en büyük yatırımcısı ve kreditörü konumunda. Bu bağımlılık, Batılı ülkelerin ve uluslararası finans kuruluşlarının reform taleplerini etkisiz kılabiliyor; zira Kamboçya, Çin'den koşulsuz finansman bulabiliyor.
Öte yandan, ASEAN içinde Kamboçya, genellikle Çin yanlısı bir pozisyon sergiliyor. Güney Çin Denizi anlaşmazlıklarında ve bölgesel güvenlik konularında ASEAN'ın ortak tutum almasını engelleyen ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Bu durum, ASEAN'ın bölgesel mimarideki etkinliğini zayıflatıyor ve örgütün karar alma mekanizmalarında tıkanıklığa yol açıyor. ABD ve müttefikleri, Kamboçya'nın demokratik gerilemesini ve insan hakları ihlallerini eleştirirken, ekonomik yaptırımlar ve vize kısıtlamaları gibi araçlarla baskı kurmaya çalışıyor. Ancak bu baskılar, Kamboçya'nın Çin'e yönelmesini daha da pekiştiriyor.
Kamboçya'nın kalkınma duvarı, aynı zamanda küresel tedarik zinciri değişimlerinden de etkileniyor. COVID-19 sonrası dönemde birçok üretici, Çin'den Vietnam, Tayland ve Kamboçya gibi ülkelere kaydırma yaptı. Ancak Kamboçya, altyapı eksiklikleri, vasıflı işgücü yetersizliği ve bürokratik engeller nedeniyle bu fırsattan yeterince yararlanamıyor. Ülkenin ihracatı, büyük ölçüde düşük katma değerli ürünlerde yoğunlaşıyor ve teknoloji transferi sınırlı kalıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kamboçya'daki teknokratik dönüşümün tıkanması, Türkiye'nin Asya-Pasifik bölgesindeki ekonomik ve diplomatik açılımlarını dolaylı olarak etkiliyor. Türkiye, son yıllarda ASEAN ülkeleriyle ticaret ve yatırım ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. Kamboçya'daki patronaj sistemi ve yavaş reform süreci, Türk iş insanları için öngörülebilir bir yatırım ortamı yaratmıyor. Ayrıca, Kamboçya'nın Çin'e aşırı bağımlılığı, bölgede dengeli bir dış politika izleyen Türkiye için bir uyarı niteliğinde. Türkiye, Asya'da çok taraflılığı ve kurallara dayalı düzeni savunurken, Kamboçya örneği otoriter kapitalizmin sürdürülemezliğini gösteriyor. Bu durum, Türkiye'nin bölgedeki yumuşak güç stratejilerini ve ekonomik diplomasisini yeniden gözden geçirmesini gerekli kılabilir.