Kamboçya'da sivil toplum kuruluşları (STK) sektörü, 1990'lı yıllarda uluslararası bağışçılar tarafından ülkeye getirilmesinden bu yana en ciddi krizini yaşıyor. Yerel siyasi örgütlenme biçimlerini güçlendirmek yerine onların yerini alan STK'lar, şimdi hem mali hem de siyasi baskılar nedeniyle hızla geriliyor. Uzmanlar, sektörün çöküşünün ülkedeki demokratik alanı daha da daraltabileceği uyarısında bulunuyor.
STK'ların Tarihsel Arka Planı ve Yerel Yapıların Zayıflaması
1990'lı yıllarda Kamboçya'ya gelen uluslararası bağışçılar, ülkedeki sivil toplumu şekillendirmek için STK'ları bir araç olarak kullandı. Ancak bu dışarıdan dayatılan model, Kamboçya'nın geleneksel toplumsal örgütlenme biçimlerini -köy dernekleri, dini gruplar ve yerel inisiyatifler- zayıflattı. STK'lar, tabandan gelen yapıların yerini alarak, halkın doğrudan katılımını ve yerel liderliği teşvik etmek yerine, uluslararası fonlara bağımlı, profesyonel bir sektör yarattı. Bu durum, sivil toplumun devletten bağımsız ve kendi kendine sürdürülebilir bir şekilde gelişmesini engelledi.
Zamanla, STK'lar Kamboçya'da önemli hizmetler sunmaya başladı: sağlık, eğitim, insan hakları savunuculuğu ve çevre koruma gibi alanlarda faaliyet gösterdiler. Ancak bu hizmetlerin çoğu dış fonlara bağımlıydı ve yerel toplulukların ihtiyaçlarından ziyade bağışçıların önceliklerine göre şekilleniyordu. Yerel halkın bu süreçlere katılımı sınırlı kaldı; STK'lar, temsil ettikleri topluluklara karşı hesap verebilirlikten çok, uluslararası bağışçılara karşı sorumluydu.
2010'lu yıllardan itibaren Kamboçya hükümeti, STK'lara yönelik baskısını artırdı. 2015'te kabul edilen "STK'lar Hakkında Kanun", derneklerin ve STK'ların kayıt olmasını ve faaliyetlerini bildirmesini zorunlu kıldı. Bu yasa, hükümete STK'ları denetleme ve gerektiğinde kapatma yetkisi verdi. Ayrıca, yabancı fonlar üzerindeki vergiler ve bürokratik engeller artırıldı. Bu baskı ortamında, birçok STK faaliyetlerini askıya almak veya kapatmak zorunda kaldı. Son yıllarda ise COVID-19 pandemisi ve ekonomik daralma, uluslararası bağışçıların fonlarını kısmasına yol açtı; bu da sektörün çöküşünü hızlandırdı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Otoriterleşen Rejimler ve Sivil Toplum
Kamboçya'daki STK sektörünün çöküşü, yalnızca ülke içi bir sorun değil; Güneydoğu Asya'da ve dünya genelinde otoriterleşen rejimlerin sivil toplumu nasıl hedef aldığının bir örneği. Kamboçya hükümeti, son yıllarda muhalefeti ve sivil toplumu susturma politikası izliyor. 2017'de ana muhalefet partisi Kamboçya Ulusal Kurtuluş Partisi (CNRP) kapatıldı ve liderleri tutuklandı. Bağımsız medya ve insan hakları örgütleri de baskı altında. STK'ların çöküşü, bu otoriter eğilimin bir parçası olarak görülüyor. Uluslararası toplum, Kamboçya'daki demokratik gerilemeye karşı etkili bir tepki veremedi; Çin'in artan etkisi ve Batı'nın ilgisizliği, bu süreci derinleştirdi.
Kamboçya örneği, uluslararası bağışçıların sivil toplumu dışarıdan inşa etme çabalarının sürdürülebilir olmadığını gösteriyor. Yerel örgütlenme biçimlerini güçlendirmek yerine onların yerini alan STK'lar, dış fonlar kesildiğinde veya siyasi baskı arttığında kolayca çökebiliyor. Bu durum, diğer gelişmekte olan ülkelerde de benzer riskleri beraberinde getiriyor. Sivil toplumun kendi ayakları üzerinde durması ve yerel halkın katılımını esas alması gerektiği yönünde dersler çıkarılabilir. Ancak Kamboçya'da bu dönüşüm artık çok geç olabilir; çünkü hem mali kaynaklar hem de siyasi alan daralmış durumda.
STK sektörünün çöküşü, Kamboçya'da insan hakları savunuculuğunu, çevre koruma çabalarını ve sosyal hizmetleri olumsuz etkiliyor. Özellikle kırsal kesimde yaşayan yoksul halk, bu hizmetlerden mahrum kalıyor. Ayrıca, STK'ların kapanması, istihdam kaybına ve nitelikli iş gücünün ülkeyi terk etmesine yol açıyor. Uzmanlar, bu boşluğun radikal gruplar veya hükümete yakın kuruluşlar tarafından doldurulabileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, ülkenin sosyal dokusunu ve siyasi istikrarını daha da kırılgan hale getirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kamboçya'daki STK sektörünün çöküşü, Türkiye'nin dış politikası ve ekonomisi açısından doğrudan bir sonuç doğurmasa da, küresel sivil toplum dinamikleri ve otoriterleşme eğilimleri hakkında önemli ipuçları sunuyor. Türkiye, son yıllarda Asya-Pasifik bölgesinde etkinliğini artırma çabasında; Kamboçya gibi ülkelerde yaşanan sivil toplum daralması, bölgede istikrarsızlık riskini artırabilir. Ayrıca, Batılı bağışçıların sivil toplumu dışarıdan şekillendirme çabalarının başarısızlığı, Türkiye'nin kendi sivil toplum modeli ve dış yardım politikaları için de dersler içeriyor. Türkiye, STK'ları desteklerken yerel ortaklıklara ve sürdürülebilirliğe daha fazla önem verebilir. Ancak Kamboçya'daki gelişmeler, Türkiye'nin doğrudan bir çıkarı olmadığı için, daha çok küresel sivil toplum ve demokrasi tartışmaları bağlamında değerlendirilmelidir.