Kaliforniya, iklim değişikliğiyle mücadelede nükleer enerjiye yeniden yönelirken, eyaletin en büyük nükleer santrali Diablo Canyon’un kapanma kararının iptal edilmesiyle birlikte çevre hareketinde de bir dönüşüm yaşanıyor. Uzun yıllar nükleer karşıtı duruşlarıyla bilinen Kaliforniyalı çevre grupları, eyaletin 2045 yılına kadar karbon nötr olma hedefi doğrultusunda nükleer enerjiyi bir araç olarak kabullenmeye başlıyor. Bu durum, ABD genelinde nükleer enerjiye yönelik algının değiştiği bir döneme işaret ediyor.
Diablo Canyon’un Yeniden Doğuşu
Pacific Gas and Electric (PG&E) tarafından işletilen Diablo Canyon Nükleer Santrali, 2025 yılında kapatılması planlanırken, eyalet yasama meclisinin 2022’de aldığı kararla ömrü 2030’a kadar uzatıldı. Vali Gavin Newsom’ın girişimiyle alınan bu karar, Kaliforniya’nın yenilenebilir enerji kaynaklarının yetersiz kaldığı durumlarda devreye girecek temiz bir baz yük kaynağı olarak nükleeri gördüğünü ortaya koyuyor.
Santral, eyaletin elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 9’unu karşılıyor ve karbon emisyonu olmayan bir kaynak olarak öne çıkıyor. Ancak deprem riski, nükleer atık yönetimi ve su kullanımı gibi çevresel kaygılar uzun yıllar tartışma konusu oldu. Buna rağmen, iklim krizinin aciliyeti karşısında nükleer enerjinin bir “kötüden iyi” seçenek olarak görülmeye başlandığı anlaşılıyor.
Küresel Nükleer Rönönesans mı?
Kaliforniya’daki bu dönüşüm, yalnızca eyalete özgü değil. Dünya genelinde birçok ülke, iklim hedeflerine ulaşmak için nükleer enerjiye kapı aralıyor. Fransa yeni nükleer reaktör inşaatına başlarken, Japonya 2011 Fukuşima felaketinin ardından durdurduğu reaktörleri yeniden devreye alıyor. ABD’de ise Enerji Bakanlığı, gelişmiş nükleer reaktör teknolojilerine milyarlarca dolar yatırım yapıyor.
Ancak nükleer enerjiye dönüş, sadece bir enerji politikası değil; aynı zamanda çevre hareketinin ideolojik bir sınavı. Geleneksel çevre grupları, nükleer karşıtı duruşlarını yeniden değerlendirirken, yeni nesil çevreciler nükleeri yeşil enerji dönüşümünün bir parçası olarak görüyor. Bu tartışma, özellikle küçük modüler reaktörler (SMR) gibi yeni teknolojilerin riskleri azaltmasıyla daha da karmaşık hale geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kaliforniya’nın nükleer enerjiye dönüşü, Türkiye’nin Akkuyu Nükleer Santrali projesi ve olası yeni nükleer yatırımları açısından önemli bir emsal teşkil ediyor. Türkiye de karbon nötr hedefleri doğrultusunda nükleeri temel enerji kaynakları arasında sayıyor. Bu gelişme, nükleer enerjinin çevresel kabulü konusunda küresel bir eğilimi yansıtırken, Türkiye’nin enerji bağımsızlığı ve iklim taahhütleri açısından nükleer seçeneği meşrulaştırıyor. Ancak deprem riski ve atık yönetimi gibi konular Türkiye için de geçerliliğini koruyor.