Kadına yönelik şiddet, dünya genelinde milyonlarca kadının hayatını etkileyen, sistematik ve öngörülebilir bir suç olarak karşımızda duruyor. Ancak bu suçlar genellikle 'münferit olay' olarak nitelendirilerek hafife alınıyor. Oysa gerçekler, bu tür şiddetin kalıplaşmış, sürekli ve önlenebilir olduğunu gösteriyor. ABD'de ve dünyada kadına yönelik şiddet, acil müdahale gerektiren bir halk sağlığı ve güvenlik sorunu olarak ele alınmalı.
Arka Plan: Görmezden Gelinemeyecek Boyut
Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) verilerine göre, dünya genelinde her üç kadından biri yaşamı boyunca fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor. ABD'de ise Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'nin (CDC) 2022 raporuna göre, her 5 kadından biri tecavüz veya tecavüz girişimine maruz kalmış durumda. Bu rakamlar, sorunun ne kadar yaygın olduğunu gözler önüne seriyor. Ancak buna rağmen, kadına yönelik şiddet çoğu zaman 'aile içi mesele' veya 'kültürel bir sorun' olarak çerçevelenerek kamusal tartışmalardan uzak tutuluyor.
Uzmanlar, bu tür şiddetin öngörülebilir olduğunu vurguluyor. Aile içi şiddet vakalarında, saldırganların geçmiş davranışları, psikolojik profilleri ve risk faktörleri analiz edilerek önceden tespit edilebiliyor. Örneğin, ABD'de uygulanan 'tehlike değerlendirme' araçları, yüksek riskli vakaların belirlenmesinde etkili oluyor. Ancak bu araçların yaygınlaştırılması ve yasal düzenlemelerle desteklenmesi gerekiyor.
Önlenebilirlik konusunda ise eğitim ve farkındalık programları ön plana çıkıyor. Genç yaşta verilen toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimleri, şiddetin önlenmesinde uzun vadeli etkiler yaratıyor. İskandinav ülkelerinde uygulanan kapsamlı eğitim programları, kadına yönelik şiddet oranlarında önemli düşüşler sağlamış durumda. ABD'de ise bu tür programlar eyalet bazında farklılık gösteriyor ve ulusal bir strateji eksikliği dikkat çekiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kadına yönelik şiddet sadece ABD'nin değil, tüm dünyanın sorunu. Latin Amerika'da 'femicide' (kadın cinayeti) olarak adlandırılan cinsiyet temelli cinayetler, Meksika'dan Arjantin'e kadar birçok ülkede yüksek seviyelerde seyrediyor. Avrupa'da ise pandemi sonrası dönemde aile içi şiddet vakalarında artış gözlemlendi. COVID-19 kapanmaları sırasında birçok ülkede şiddet vakaları yüzde 30'a varan oranlarda arttı.
Uluslararası kuruluşlar, kadına yönelik şiddeti önleme konusunda çeşitli sözleşmeler ve kampanyalar yürütüyor. İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen 'Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi', bu alanda en kapsamlı uluslararası belge olma özelliğini taşıyor. Ancak sözleşmeden çekilen ülkeler, önleyici tedbirlerin zayıflamasına yol açıyor.
ABD'de ise federal düzeyde Kadına Yönelik Şiddet Yasası (VAWA) önemli bir çerçeve sunuyor. 1994'ten bu yana yürürlükte olan yasa, şiddet mağdurlarına koruma, barınma ve hukuki yardım sağlıyor. Ancak yasanın eyaletler arası uygulamalarında farklılıklar bulunuyor ve bazı eyaletlerde yeterli kaynak ayrılmıyor.
Uzmanlar, sorunun çözümü için toplumsal cinsiyet eşitliğinin güçlendirilmesi, eğitim programlarının yaygınlaştırılması ve yasal mekanizmaların etkinleştirilmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca, medyanın dilinin de önemli olduğu vurgulanıyor: Şiddeti 'tutku cinayeti' gibi romantize eden ifadeler yerine, gerçekliği yansıtan bir dil kullanılmalı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, kadına yönelik şiddetle mücadelede son yıllarda önemli adımlar atmış olsa da, İstanbul Sözleşmesi'nden 2021'de çekilmesi uluslararası alanda eleştirilere yol açtı. Sözleşmeden çekilme, önleyici tedbirlerin ve mağdur koruma mekanizmalarının zayıflaması riskini beraberinde getirdi. Öte yandan, 6284 sayılı Kanun gibi ulusal düzenlemeler, şiddet mağdurlarına koruma sağlamaya devam ediyor. Ancak uygulamada yaşanan aksaklıklar ve kadın cinayetlerindeki artış, mücadelenin daha etkin kılınması gerektiğini gösteriyor. ABD'deki tartışmalar, Türkiye için de önleyici politikaların ve toplumsal farkındalığın önemini hatırlatıyor. Kadına yönelik şiddet, sınır tanımayan bir sorun; çözüm için uluslararası işbirliği ve kararlı politikalar şart.