Muammer Kaddafi, 20 Ekim 2011'de isyancı güçler tarafından yakalanarak öldürüldü ve Libya'da 42 yıllık tek adam yönetimi sona erdi. Aradan geçen 15 yılda ülke, siyasi istikrarsızlık, ekonomik çöküş ve güvenlik sorunlarıyla boğuşurken, Kaddafi'nin mirası ve 'Kaddafizm' olarak adlandırılan yönetim anlayışı hâlâ tartışılıyor. RFI'nin Libya uzmanı Virginie Collombier ile yaptığı söyleşi, Kaddafi sonrası dönemin bilançosunu ve halkın günlük yaşamını gözler önüne seriyor.
Kaddafi sonrası Libya: Bitmeyen geçiş süreci
Kaddafi'nin ölümü, Batı destekli bir ayaklanmanın doruk noktasıydı. Ancak bu olay, ülkeyi demokrasiye taşıyacak bir geçişin başlangıcı olmadı. Aksine, Libya'da silahlı gruplar arasında iktidar mücadelesi başladı; ülke 2014'ten itibaren iki rakip hükümete bölündü. Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi arasındaki çatışma, 2020'deki ateşkesle sona erse de siyasi birlik hâlâ sağlanamadı. Birleşmiş Milletler öncülüğündeki çabalar, kalıcı bir anayasa ve seçim takvimi oluşturmada başarısız oldu. Ülkenin güneyinde ve batısında etkili olan milisler, merkezi otoritenin zayıflığından faydalanarak ekonomik çıkarlar elde ediyor.
Ekonomik açıdan Libya, zengin petrol rezervlerine rağmen halkın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Petrol gelirlerinin paylaşımı ve yönetimi konusundaki anlaşmazlıklar, kamu hizmetlerinin aksamasına yol açıyor. Elektrik kesintileri, su kıtlığı ve yüksek enflasyon günlük yaşamın parçası haline geldi. Collombier, halkın bir kısmının Kaddafi dönemindeki görece istikrarı özlemle andığını, ancak bunun nostaljiden öteye geçmediğini belirtiyor. 'Kaddafizm' terimi, Kaddafi'nin otoriter yönetim tarzını, Arap milliyetçiliğini ve Batı karşıtlığını ifade ediyor; bugün bazı gruplar tarafından hâlâ savunuluyor olsa da kitlesel bir destekten söz etmek güç.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Libya'daki istikrarsızlık, Akdeniz havzası ve Sahel bölgesi için güvenlik riskleri oluşturuyor. Ülke, düzensiz göçün ana geçiş güzergâhlarından biri haline geldi; insan kaçakçılığı ve silah ticareti uluslararası endişe kaynağı. Ayrıca, Libya topraklarındaki cihatçı grupların varlığı, bölgesel güvenliği tehdit ediyor. Küresel güçlerin Libya'ya yönelik tutumu ise çelişkili: Bir yanda demokrasi ve insan hakları vurgusu yapılırken, diğer yanda petrol ve stratejik çıkarlar ön planda tutuluyor. Kaddafi sonrası dönemde Rusya'nın ve bölgesel aktörlerin (Mısır, BAE, Türkiye) Libya'da nüfuz mücadelesi, ülkenin iç dinamiklerini daha da karmaşık hale getirdi.
Kaddafi'nin 42 yıllık iktidarı boyunca uyguladığı dış politika, Batı ile inişli çıkışlı ilişkilere sahne oldu. 1980'lerde ABD ile yaşanan gerginlik, 2003'te kitle imha silahları programını terk etmesiyle yerini kısmi işbirliğine bıraktı. Ancak 2011'deki NATO müdahalesi, Batı'nın Kaddafi'ye karşı tutumunun keskin bir şekilde değiştiğini gösterdi. Bugün Libya'da barış ve istikrarın tesisi, uluslararası toplumun ortak önceliği olsa da etkili bir strateji geliştirilebilmiş değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Libya ile tarihsel ve kültürel bağları olan bir ülke olarak Kaddafi sonrası dönemde aktif bir politika izledi. Türkiye, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne askeri destek sağladı ve 2019'da imzalanan deniz yetki alanları mutabakatı ile Doğu Akdeniz'deki çıkarlarını güvence altına aldı. Libya'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin Akdeniz'deki enerji politikalarını ve güvenlik stratejilerini doğrudan etkiliyor. Ayrıca, Libya'dan gelen düzensiz göç, Türkiye'nin göç yönetimi politikaları açısından da önem taşıyor. Bu nedenle, Libya'da kalıcı bir siyasi çözüm, Türkiye'nin bölgesel çıkarları açısından kritik öneme sahip.