JPMorgan Özel Bankacılık Alternatif Yatırımlar Global Direktörü Kristin Kallergis Rowland, Bloomberg Deals programında Dani Burger'a konuşarak yapay zekâ (AI) yatırımlarının yatırımcı psikolojisi üzerindeki çift yönlü etkisini değerlendirdi. Rowland, bir yatırımcının aynı anda hem yapay zekâya yönelik iyimser (boğa) hem de kötümser (ayı) pozisyon almasının ardındaki dinamikleri açıkladı.
Yapay Zekâ Karşısında İkircikli Yatırımcı Tutumu
Rowland'ın aktardığına göre, yatırımcılar yapay zekânın sunduğu fırsatları görmezden gelemese de, aynı zamanda bu teknolojinin yaratabileceği risklerden endişe duyuyor. Özellikle büyük ölçekli kurumsal yatırımcılar, portföylerinde yapay zekâya doğrudan maruz kalan şirketlere (çip üreticileri, bulut hizmet sağlayıcıları, yazılım devleri) ağırlık verirken, diğer yandan bu şirketlerin aşırı değerlenmiş olabileceği ve teknolojik dönüşümün beklenenden yavaş ilerleyebileceği endişesiyle korunma pozisyonları alıyor.
Bu ikili durum, yatırım dünyasında "aynı kişide hem boğa hem ayı" olarak tanımlanıyor. Rowland, bunun yeni bir olgu olmadığını, ancak yapay zekâ söz konusu olduğunda belirsizliğin ve potansiyelin aynı anda çok yüksek olması nedeniyle bu ikircikli tutumun daha belirgin hale geldiğini vurguladı.
JPMorgan Özel Bankacılık'ın alternatif yatırımlar birimi, geleneksel hisse senedi ve tahvil portföylerinin ötesinde, özel sermaye, hedge fonlar, gayrimenkul ve altyapı gibi alanlarda çeşitlendirme stratejileri sunuyor. Rowland, yapay zekâ çağında alternatif yatırımların, portföyleri hem teknoloji balonundan korumak hem de uzun vadeli büyüme fırsatlarını yakalamak için kritik bir denge unsuru olduğunu belirtti.
Küresel Piyasalar ve Yapay Zekâ Çağında Belirsizlik
Yapay zekâ teknolojileri, son iki yılda küresel piyasaların en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. ChatGPT'nin 2022 sonunda piyasaya çıkmasıyla başlayan süreçte, Nvidia, Microsoft, Alphabet ve Amazon gibi teknoloji devlerinin hisseleri rekor seviyelere ulaştı. Ancak 2024 ve 2025 boyunca yaşanan dalgalanmalar, yatırımcıların bu şirketlerin gelecekteki kârlılığı konusunda ne kadar bölünmüş olduğunu gösteriyor.
Öte yandan, yapay zekânın iş gücü piyasası, verimlilik ve rekabet üzerindeki etkileri henüz netleşmiş değil. Kimi ekonomistler yapay zekânın verimlilik devrimi yaratacağını savunurken, kimileri ise geniş çaplı iş kayıpları ve piyasa yoğunlaşması riskine dikkat çekiyor. Bu belirsizlik ortamı, yatırımcıları tek bir yöne bağlı kalmak yerine çift yönlü stratejiler geliştirmeye itiyor.
Rowland'ın değerlendirmeleri, kurumsal yatırımcıların yapay zekâya yaklaşımının duygusal değil, analitik temellere dayandığını gösteriyor. Yatırımcılar bir yandan yapay zekâya yatırım yaparak büyüme potansiyelinden faydalanmak isterken, diğer yandan olası bir düzeltmeye karşı korunma ihtiyacı duyuyor. Bu da piyasalarda hem alım hem satım baskısının aynı anda oluşmasına yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yapay zekâ yatırımlarındaki bu ikircikli tutum, Türkiye ekonomisi ve finans piyasaları açısından da önemli ipuçları barındırıyor. Türkiye, genç nüfusu ve gelişen teknoloji ekosistemiyle yapay zekâ alanında potansiyel taşısa da, küresel teknoloji devlerine bağımlılık ve sermaye akımlarındaki dalgalanmalar risk oluşturuyor. Küresel yatırımcıların yapay zekâya yönelik çift yönlü pozisyonları, Türkiye'ye yönelecek doğrudan yabancı yatırımın yönünü de etkileyebilir. Özellikle yüksek teknoloji ithalatı ve savunma sanayii yapay zekâ uygulamaları açısından, küresel belirsizlik Türkiye'nin stratejik planlamasını zorlaştırabilir. Bu nedenle Türkiye'nin, yapay zekâ yatırımlarında hem fırsatları hem riskleri dengeleyen esnek bir yaklaşım benimsemesi gerekiyor.