Johannesburg’da yaşayanlar için kuru musluklar artık günlük bir hayal kırıklığı hâline geldi. Şehir, patlayan borular nedeniyle su kaynağının üçte birinden fazlasını, yani günlük tahmini 655 milyon litreyi (173 milyon galon) kaybediyor. Bu durum, hem seçmenin öfkesini artırıyor hem de varlıklı kesimin şebekeden bağımsız, kendi su sistemlerini kurmasına yol açıyor. Güney Afrika’nın ticari başkenti olarak bilinen Johannesburg’da su kesintileri, elektrik kesintilerinin ardından ikinci büyük altyapı krizi olarak öne çıkıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Altyapı Çöküşü ve Yönetim Başarısızlığı
Johannesburg’un su altyapısı, yıllardır ihmal ve yetersiz bakım nedeniyle ciddi bir çöküş yaşıyor. Şehirdeki boruların büyük bir kısmı onlarca yıllık ve patlamaya yatkın durumda. Belediye yetkilileri, su kayıplarının yüzde 35’i aştığını kabul ediyor; bu rakam, gelişmiş ülkelerdeki yüzde 10-15 oranının çok üzerinde. Su kayıplarının büyük bölümü, eskiyen borulardan sızan su nedeniyle oluşuyor. Ayrıca, kaçak bağlantılar ve yasa dışı kullanımlar da sistemi zorluyor.
Artan nüfus ve kentleşme, su talebini her geçen yıl artırırken, arz tarafında ciddi bir iyileşme sağlanamıyor. Rand Water adlı devlet su şirketi, bölgeye su sağlıyor ancak dağıtım ağındaki kayıplar nedeniyle hanelere ulaşan su miktarı giderek azalıyor. Johannesburg Belediyesi, su kesintilerinin geçici olduğunu ve onarım çalışmalarının sürdüğünü açıklasa da, vatandaşlar günlerce susuz kalabiliyor. Özellikle yaz aylarında su talebinin artması, krizi daha da derinleştiriyor.
Su krizi, yalnızca altyapı sorunu olmanın ötesinde, yönetim başarısızlığının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Johannesburg’da yaşayanlar, belediyenin su ve elektrik altyapısına yeterli yatırımı yapmadığını, bakım çalışmalarını sürekli ertelediğini savunuyor. Muhalefet partileri, Afrika Ulusal Kongresi (ANC) liderliğindeki hükümeti suçlarken, iktidar kanadı ise iklim değişikliği ve kuraklığı gerekçe gösteriyor. Ancak uzmanlar, temel sorunun kötü yönetim ve yolsuzluk olduğunu vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Su Savaşları ve Eşitsizlik
Johannesburg’daki su krizi, yalnızca Güney Afrika’nın değil, gelişmekte olan dünyanın karşı karşıya olduğu su kıtlığı sorununun bir yansıması. Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünya nüfusunun büyük bir kısmı su stresi altında yaşıyor ve iklim değişikliği bu durumu daha da kötüleştiriyor. Afrika’da su kaynaklarının adaletsiz dağılımı, toplumsal huzursuzlukları tetikleyebiliyor. Johannesburg’da zenginler, su depoları satın alarak ve kuyu açarak şebekeden bağımsız hale gelirken, yoksul mahalleler aylarca susuz kalabiliyor. Bu durum, suyun bir hak mı yoksa bir meta mı olduğu tartışmasını yeniden gündeme getiriyor.
Küresel ölçekte, iklim değişikliği nedeniyle su kıtlığı yaşayan şehirlerin sayısı artıyor. Cape Town, 2018’de “Sıfır Gün” tehlikesiyle karşı karşıya kalmış, São Paulo, Bengaluru ve Meksiko City de benzer krizler yaşamıştı. Johannesburg’daki kriz, altyapı yatırımlarının ve su yönetimi politikalarının önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Uluslararası toplum, gelişmekte olan ülkelere su altyapısını yenilemeleri için mali ve teknik destek sağlama çağrıları yapıyor; ancak bu desteklerin yeterli olmadığı belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Johannesburg’daki su krizi, Türkiye’nin su yönetimi ve altyapı politikaları açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, özellikle kuraklık riskiyle karşı karşıya olan bölgelerde su kayıplarını azaltmaya yönelik projeler yürütüyor; ancak bu tür krizler, altyapıya yapılan yatırımların sürekliliğinin gerekliliğini ortaya koyuyor. Ayrıca, Türkiye’nin Afrika’da artan diplomatik ve ekonomik etkinliği bağlamında, Güney Afrika’daki bu tür sorunlara yönelik iş birliği fırsatları doğabilir. Türk mühendislik firmaları, su altyapısı projelerinde deneyim sahibi olup Johannesburg’a teknik destek sunabilir; bu da Türkiye’nin bölgedeki yumuşak gücünü artırabilir. Ancak, bu tür bir iş birliğinin hayata geçmesi için Güney Afrika hükümetinin öncelikleri arasında yer alması gerekiyor.