10 yıl önce, İngiliz İşçi Partisi milletvekili Jo Cox, aşırı sağcı bir saldırgan tarafından öldürüldüğünde, ülke çapında 'daha nazik, daha yumuşak bir siyaset' çağrısı yükselmişti. Ancak aradan geçen süre, bu çağrının ne kadar boş olduğunu gösterdi. Cox'un ailesi, siyasetçiler ve akademisyenler, son 10 yılda toplumsal bölünmeyi derinleştiren faktörleri Guardian'a değerlendirdi. Brexit referandumu, göçmen karşıtı söylemler ve sosyal medyanın kutuplaştırıcı etkisi, hoşgörüsüzlüğün neden galip geldiğini açıklıyor.
Siyasi kutuplaşmanın derinleşen dinamikleri
Jo Cox'un kardeşi Kim Leadbeater, kardeşinin ölümünün ardından siyasetin daha da sertleştiğini belirtiyor: "O zaman 'daha nazik bir siyaset' istemiştik, ama bugün nefret söylemi ve saldırganlık çok daha yaygın." Leadbeater, özellikle milletvekillerine yönelik tehditlerin arttığını vurguluyor. 2016'dan bu yana Birleşik Krallık'ta siyasi cinayetler nadir olsa da, siyasetçilere yönelik sözlü ve fiziksel saldırılar yüzde 300 arttı. Brexit süreci, 'kalanlar' ve 'ayrılanlar' arasında derin bir uçurum yarattı. Göçmen karşıtı söylemler, özellikle Nigel Farage ve Reform UK partisi tarafından körüklenirken, sosyal medya algoritmaları nefret söylemini hızla yaygınlaştırdı.
University of Cambridge'den siyaset bilimci Prof. David Runciman, "Cox cinayeti bir uyarıydı ama siyaset kurumu bunu dikkate almadı. Medya, tıklama odaklı haberlerle kutuplaşmayı körükledi" diyor. Runciman, 2019 genel seçimlerinde Boris Johnson'ın sert göçmen karşıtı söylemlerinin bu ortamı pekiştirdiğini ekliyor.
Küresel hoşgörüsüzlük dalgası: Britanya örneği
Jo Cox'un öldürülmesi, sadece Birleşik Krallık'ta değil, dünya genelinde yankı uyandırmıştı. Ancak aynı dönemde ABD'de Donald Trump'ın yükselişi, Fransa'da Marine Le Pen'in güçlenmesi ve diğer Avrupa ülkelerinde aşırı sağ partilerin oy oranlarının artması, benzer bir eğilimi gösteriyor. Göçmen karşıtlığı, İslamofobi ve milliyetçi söylemler, siyasetin ana akımına yerleşti. Örneğin, Birleşik Krallık'ta 2024'te kabul edilen Güvenli Ülkeler Yasası (Safety of Rwanda Act) ve sığınmacıları Ruanda'ya gönderme planı, insan hakları örgütleri tarafından sert eleştirildi. Cox'un ailesi, bu tür politikaların kardeşinin savunduğu değerlerle taban tabana zıt olduğunu söylüyor: "Jo, mültecilerin yanında duran bir aktivistti. Bugün hükümetin politikaları onu mezarında ters döndürür."
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, küresel siyasi kutuplaşma ve hoşgörüsüzlüğün bir yansıması olarak Türkiye için de önemli dersler içeriyor. Türkiye, özellikle son yıllarda siyasi söylemlerin sertleştiği, muhalefete yönelik baskıların arttığı ve toplumsal kutuplaşmanın derinleştiği bir dönemden geçiyor. Jo Cox vakası, siyasi nefret söyleminin şiddete dönüşebileceğini gösteriyor. Türkiye'de milletvekillerine yönelik tehditler ve siyasi cinayetler (örneğin, 2016'da HDP milletvekili İbrahim Ayhan'ın öldürülmesi) bu bağlamda ele alınmalı. Üstelik Türkiye'de sosyal medyanın kutuplaştırıcı etkisi, İngiltere'dekine benzer bir model izliyor. Bu nedenle, Cox mirası, Türk siyasetçilerine 'daha nazik bir siyaset' çağrısını hatırlatırken, aynı zamanda nefret söylemi ve kutuplaşma riskine karşı uyarı niteliği taşıyor.