ABD Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, Pazar günü yaptığı açıklamada Başkan Donald Trump'ın İran ile bir ateşkes anlaşmasına '38 ya da 39 farklı zamanda' yaklaşıldığını söylemesine rağmen henüz bir sonuca ulaşılamadığını belirterek, yönetimin bu konudaki iddialarını sorguladı. Jeffries, New York'ta düzenlediği basın toplantısında, Trump'ın sürekli olarak 'anlaşma çok yakın' açıklamaları yaptığını ancak somut bir ilerleme kaydedilmediğini vurguladı. Demokrat lider, 'İran ile müzakerelerin kaç kez bitmek üzere olduğu haberini duyduk? Artık sayısını unuttum. Ama Trump yönetimi her seferinde aynı senaryoyu oynuyor' ifadelerini kullandı.
Gelişmenin Arka Planı: ABD-İran Müzakerelerinde Son Durum
Trump yönetimi, son haftalarda İran ile nükleer program ve bölgesel gerilimler konusunda bir anlaşmaya varılmak üzere olduğu yönünde sinyaller vermişti. Beyaz Saray yetkilileri, özellikle İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırması ve ABD'nin yaptırımları hafifletmesi temelinde bir mutabakatın eşiğinde olduklarını iddia etmişti. Ancak Jeffries'in de işaret ettiği gibi, benzer iyimser açıklamalar daha önce de defalarca yapılmış ve sonuçsuz kalmıştı.
Uzmanlar, müzakerelerdeki tıkanıklığın temel nedeninin taraflar arasındaki güven eksikliği olduğunu belirtiyor. İran, ABD'nin önceki anlaşmadan tek taraflı çekilmesine (2018) hala tepkiliyken, Washington yönetimi de Tahran'ın bölgesel milisler aracılığıyla yürüttüğü vekalet savaşları ve İsrail'e yönelik tehditleri nedeniyle temkinli yaklaşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Anlaşma Olursa Ne Değişir?
Olası bir ABD-İran anlaşması, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu dengelerini etkileyebilir. Anlaşma sağlanması halinde İran'a uygulanan yaptırımların hafifletilmesi, Tahran'ın petrol ihracatını artırabilir ve küresel enerji fiyatlarında düşüşe yol açabilir. Ayrıca, İran'ın nükleer faaliyetlerine getirilecek kısıtlamalar, bölgedeki silahlanma yarışını yavaşlatabilir ve Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin de benzer adımlar atmasını teşvik edebilir.
Ancak İsrail, özellikle İran'ın nükleer kapasitesine yönelik herhangi bir anlaşmanın yetersiz olduğunu ve Tahran'ın bölgesel faaliyetlerini durdurmadığı sürece kabul edilemez olduğunu savunuyor. Bu durum, ABD'nin iki müttefiki (İsrail ve Suudi Arabistan) ile İran arasında denge kurmasını zorlaştırıyor.
Jeffries'in eleştirileri ise, anlaşmanın yalnızca Cumhuriyetçi yönetim için değil, aynı zamanda Kongre'deki güç dengesi açısından da siyasi bir boyut taşıdığını gösteriyor. Demokratlar, Trump'ın dış politika başarısı olarak sunmaya çalıştığı bu anlaşmanın gerçekçi olmadığını ve seçim öncesi bir koz olarak kullanıldığını ima ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasında varılacak olası bir anlaşma, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Anlaşma, İran'a yönelik yaptırımların hafifletilmesiyle Türkiye'nin enerji ithalatında maliyet avantajı sağlayabilir. Ancak İran'ın bölgesel nüfuzunun (Suriye, Irak, Yemen) artması, Ankara'nın güvenlik kaygılarını derinleştirebilir. Türkiye, İran'ın nükleer programına karşı olmakla birlikte, askeri müdahale yerine diplomatik çözümü tercih ediyor. Bu nedenle, Jeffries gibi ABD'li siyasetçilerin anlaşmaya yönelik şüpheleri, Ankara'nın da kendi çıkarlarını yeniden değerlendirmesine neden olabilir. Türkiye, bu müzakerelerde dengeleyici bir rol üstlenerek, hem Batı ile ilişkilerini hem de İran ile işbirliğini korumaya çalışacaktır.