Yeni bir kitap iddiasına göre, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, 2020 yılında Minneapolis'te George Floyd'un öldürülmesinin ardından patlak veren protestoları bastırmak için Başkan Donald Trump'a Ayaklanma Yasası'nı (Insurrection Act) uygulamasını önerdi. Kitap, Vance'in Beyaz Saray'daki görevi sırasında, federal güçlerin eyalet sınırlarını aşarak doğrudan müdahale etmesini savunduğunu iddia ediyor. Ancak dönemin üst düzey yetkilileri, böyle bir adımın ciddi siyasi ve toplumsal yankılara yol açacağı endişesiyle bu öneriye karşı çıktı.
Gelişmenin Arka Planı: Ayaklanma Yasası ve Siyasi Tartışmalar
Kitaba göre, Vance, Minneapolis'teki olayların kontrolden çıktığını ve eyalet yönetiminin duruma müdahale edemediğini savunarak, Trump'ı federal asker göndermeye ikna etmeye çalıştı. Ancak Beyaz Saray yetkilileri, Ayaklanma Yasası'nın uygulanmasının, Vietnam Savaşı ve Sivil Haklar Hareketi döneminden bu yana en tartışmalı federal müdahale olacağı konusunda uyarıda bulundu. Dönemin Savunma Bakanı Mark Esper ve Genelkurmay Başkanı Mark Milley, böyle bir adımın askeri personeli siyasi bir krizin ortasına çekeceğini ve ordunun itibarına zarar vereceğini belirtti.
O dönemde Trump, protestoların şiddetlenmesi üzerine "Law and Order" (Kanun ve Düzen) söylemini benimsemiş ve eyalet valilerine sert müdahale çağrısı yapmıştı. Ancak Ayaklanma Yasası'nın uygulanması, federal hükümetin eyaletlerin iç güvenliğine doğrudan müdahalesi anlamına geldiği için hem hukuki hem de siyasi açıdan büyük bir krize yol açabilirdi. Kitap, Vance'in bu önerisinin Beyaz Saray içinde bile ne kadar bölücü olduğunu ortaya koyuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: ABD'de İç Güvenlik ve Sivil-Asker İlişkileri
Bu iddia, ABD'de sivil-asker ilişkileri ve federal müdahale tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Ayaklanma Yasası, federal hükümete eyaletlerdeki isyanları bastırma yetkisi veriyor, ancak bu yetkinin kullanımı tarihsel olarak son derece sınırlı oldu. 1957'deki Little Rock krizi ve 1992'deki Los Angeles ayaklanmaları dışında nadiren başvurulan bu yasa, Trump döneminde sıkça gündeme gelmişti. Kitap, Vance'in bu önerisinin, Trump yönetiminin protestolara karşı "sert güç" kullanma eğilimini yansıttığını gösteriyor. Küresel ölçekte ise, ABD'nin kendi içinde bu tür tartışmalar yaşaması, ülkenin demokratik kurumları ve hukukun üstünlüğü konusunda uluslararası algıyı etkileyebilir. Avrupa ve diğer müttefik ülkeler, ABD'nin iç siyasetindeki bu tür kutuplaşmaları endişeyle izliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu iç siyasi tartışma, Türkiye açısından dolaylı ancak önemli sonuçlar doğurabilir. Trump yönetiminin protestolara karşı sert müdahale yanlısı tavrı, ABD'nin küresel demokrasi söylemiyle çelişkili bir durum oluşturuyor. Türkiye, terörle mücadele ve iç güvenlik operasyonlarında sık sık uluslararası eleştirilere maruz kalırken, ABD'nin kendi içinde benzer tartışmalar yaşaması, çifte standart iddialarını güçlendirebilir. Ayrıca, ABD'deki siyasi kutuplaşma ve kurumsal güven bunalımı, Türkiye'nin ABD ile olan ikili ilişkilerinde daha öngörülebilir bir ortam yaratmayabilir. Bu gelişme, özellikle NATO ve ortak güvenlik politikaları açısından, ABD'nin iç istikrarının uluslararası angajmanlarına yansımaları olabileceğini göstermektedir.