Japonya Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi, Tokyo'nun temel ulusal güvenlik belgelerini gözden geçirdiği bir dönemde nükleer denizaltıların göz ardı edilmeyeceğini söyledi. Koizumi'nin bu açıklaması, Japonya'nın savunma politikasında nükleer tahrikli platformlara yönelik ilk resmi sinyal olarak kaydedildi.
Ulusal Güvenlik Belgelerinin Gözden Geçirilmesi
Japonya, 2022 yılında Ulusal Güvenlik Stratejisi, Ulusal Savunma Stratejisi ve Savunma Güçlendirme Planı'nı güncellemişti. Bu belgeler, ülkenin savunma harcamalarını GSYİH'nın %2'sine çıkarma ve karşı saldırı kapasitesi edinme taahhütlerini içeriyordu. Şimdi ise Başbakan Shigeru Ishiba hükümeti, bu belgeleri daha da ileri taşıyacak yeni bir revizyon süreci yürütüyor. Koizumi'nin açıklaması, bu süreçte nükleer denizaltıların da tartışılması gerektiğini gösteriyor.
Japonya Anayasası'nın 9. maddesi, ülkenin savaş gücü bulundurmasını ve savaşa katılmasını yasaklıyor. Ancak son yıllarda Japonya, Çin'in askeri yükselişi ve Kuzey Kore'nin nükleer tehdidi karşısında savunma politikasını yumuşattı. Nükleer denizaltılar, Japonya'nın nükleer silahlardan arındırılmış üç prensibiyle (nükleer silah üretmeme, bulundurmama, ülkeye sokmama) çelişmiyor; zira bu denizaltılar nükleer silah taşımak zorunda değil. Ancak nükleer teknolojiye sahip olmak, bölgede hassas dengeleri etkileyebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Japonya'nın nükleer denizaltı arayışı, Hint-Pasifik bölgesindeki askeri dengeleri yakından ilgilendiriyor. Çin, son yıllarda denizaltı filosunu modernize ediyor ve nükleer denizaltı sayısını artırıyor. Kuzey Kore ise nükleer başlıklı denizaltı füzeleri geliştiriyor. Japonya'nın nükleer denizaltı edinmesi, AUKUS ittifakı (Avustralya, Birleşik Krallık, ABD) çerçevesinde Avustralya'nın nükleer denizaltı programına benzer bir adım olarak görülebilir. ABD, Japonya'nın savunma kapasitesini artırmasını destekliyor; ancak nükleer teknoloji transferi konusunda temkinli.
Japonya Deniz Öz Savunma Kuvvetleri (JMSDF), halihazırda geleneksel denizaltı filosuna sahip. Nükleer denizaltılar, sınırsız su altı kalma süresi ve uzun menzil avantajı sunuyor. Bu, Japonya'nın Doğu Çin Denizi ve Güney Çin Denizi'ndeki varlığını güçlendirebilir. Ancak nükleer denizaltı işletmek, yüksek maliyet ve personel eğitimi gerektiriyor. Ayrıca Japonya'nın nükleer teknoloji altyapısı sivil nükleer santrallerde mevcut olsa da, denizaltı reaktörü farklı bir uzmanlık alanı.
Koizumi'nin açıklaması, Japonya'nın savunma politikasında bir dönüm noktası olabilir. Ülke, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde savunma alanında pasif bir tutum sergilemişti. Son yıllarda ise Çin ve Kuzey Kore tehditleri, Japonya'yı daha proaktif olmaya itiyor. Nükleer denizaltılar, bu proaktif savunmanın bir parçası olarak değerlendiriliyor. Ancak Japonya kamuoyu, nükleer teknolojiye mesafeli. 2011 Fukuşima felaketi sonrası nükleer karşıtı duygular güçlü. Bu nedenle hükümetin adım atarken iç siyaseti de gözetmesi gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya'nın nükleer denizaltı tartışması, Türkiye'nin kendi savunma sanayi hedefleri açısından dolaylı da olsa bir emsal teşkil ediyor. Türkiye, MİLDEN projesi kapsamında milli denizaltı üretimini sürdürüyor; nükleer tahrik ise uzun vadeli bir hedef. Japonya gibi nükleer teknolojiye sahip bir ülkenin dahi bu konuda temkinli adımlar atması, nükleer denizaltıların ne denli karmaşık ve maliyetli bir alan olduğunu gösteriyor. Ayrıca Hint-Pasifik'teki askeri denge değişikliği, küresel güç projeksiyonunu etkileyerek Türkiye'nin NATO içindeki konumunu dolaylı yoldan etkileyebilir.