Japonya, İkinci Dünya Savaşı sonrası benimsediği pasifist anayasanın sınırlarını zorlayarak kendisini ABD'nin Asya-Pasifik'teki müttefikleri arasında bir savunma işbirliği odağı haline getiriyor. Bu dönüşüm, Çin'in bölgedeki askeri yayılmacılığına karşı bir denge unsuru olarak görülse de, Pekin yönetimini ciddi şekilde rahatsız ediyor. Tokyo'nun savunma bütçesini artırması, saldırı kabiliyetine sahip silahlar edinmesi ve bölgesel ortaklarla askeri tatbikatları yoğunlaştırması, Asya'nın güvenlik mimarisini yeniden şekillendiriyor.
Japonya'nın Güvenlik Politikasında Köklü Değişim
II. Dünya Savaşı'nın ardından ABD tarafından hazırlanan ve 1947'de yürürlüğe giren Japon Anayasası'nın 9. maddesi, ülkenin savaştan vazgeçtiğini ve saldırı amaçlı kara, hava ve deniz kuvvetleri bulundurmayacağını hükme bağlamıştı. Ancak Soğuk Savaş'ın başlamasıyla Japonya, kendini savunma amaçlı Öz Savunma Kuvvetleri'ni (JSDF) kurdu. Son yıllarda ise Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki adacıkları askerileştirmesi, Kuzey Kore'nin nükleer tehditleri ve Tayvan üzerindeki gerilimler, Tokyo'yu daha proaktif bir savunma politikası izlemeye itti.
Japonya Başbakanı Fumio Kişida'nın liderliğinde, ülke 2022 yılında savunma harcamalarını önümüzdeki beş yıl içinde iki katına çıkararak gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 2'sine ulaştırmayı hedefleyen bir plan açıkladı. Ayrıca Tokyo, düşman üslerine karşı saldırı kabiliyeti geliştirmek için uzun menzilli seyir füzeleri edinme kararı aldı. Bu adımlar, Japonya'nın pasifist kimliğinden belirgin bir kopuşu simgeliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin, Japonya'nın bu dönüşümünü yakından izliyor ve bunu hegemonik emeller olarak yorumluyor. Pekin, Tokyo'nun ABD ile ittifakını derinleştirmesini, özellikle de Avustralya ve Hindistan gibi ülkeleri içeren Quad (Dörtlü Güvenlik Diyaloğu) gibi yapılar içinde daha aktif rol almasını, kendisini çevreleme girişimi olarak görüyor. Çin Dışişleri Bakanlığı, Japonya'nın askeri genişlemesinin bölgesel istikrarı bozduğunu ve tarihsel duyarlılıkları tetiklediğini savunuyor. Öte yandan ABD, Japonya'yı Asya-Pasifik'teki en önemli müttefiki olarak görüyor ve Tokyo'nun savunma kabiliyetlerini artırmasını memnuniyetle karşılıyor. Washington'un bu desteği, iki ülke arasındaki güvenlik işbirliğini daha da derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya'nın askeri yükselişi, Türkiye'nin de dahil olduğu bir bölge olan Hint-Pasifik'teki güç dengesini etkiliyor. Türkiye, NATO üyesi olarak bu bölgede dengeleyici bir rol oynayabilir; Japonya ile savunma sanayii işbirliği geliştirme potansiyeli taşıyor. Ancak Çin ile artan ticari ilişkileri göz önüne alındığında, Ankara'nın Tokyo-Pekin rekabetinde tarafsız kalma eğilimi ağır basabilir. Küresel ölçekte ise bu gelişme, ABD-Çin rekabetinin derinleştiğini ve müttefiklerin daha aktif rol üstlendiğini gösteriyor.