Japonya, 2026 yılı savunma beyaz kitabında Çin'i dördüncü kez üst üste 'eşi görülmemiş ve en büyük stratejik zorluk' olarak tanımladı. 610 sayfalık belge, Tokyo'nun Pekin'e yönelik güvenlik politikasındaki derin dönüşümün bir parçası olarak görülüyor. Bu ifade ilk kez 2014 yılında, Japonya'nın Doğu Çin Denizi Hava Savunma Tanımlama Bölgesi'ni (DCSADIZ) tek taraflı ilan etmesi sonrası ortaya çıkmıştı. Beyaz kitap, Çin'in artan askeri kapasitesi ve bölgesel iddiaları karşısında Japonya'nın savunma stratejisinin nasıl şekillendiğini gözler önüne seriyor.
Gelişmenin Arka Planı
Japonya'nın 2014 yılında yayınladığı savunma beyaz kitabı, Çin'in Doğu Çin Denizi'ndeki hava savunma tanımlama bölgesini ilan etmesini ilk kez 'endişe verici' olarak nitelendirmişti. O tarihten bu yana, iki ülke arasındaki güvenlik ilişkileri zaman zaman gerginliklerle seyretti. Özellikle Senkaku/Diaoyu Adaları üzerindeki egemenlik tartışması, Doğu Çin Denizi'ndeki deniz ve hava sahası ihlalleri ve Tayvan konusundaki görüş ayrılıkları, tansiyonu sürekli yüksek tuttu.
2026 beyaz kitabı, bu eğilimi sürdürüyor ve Çin'in 'bölgesel ve küresel düzeyde meydan okuma' olarak nitelendirilen askeri modernizasyonuna karşı sıkı bir duruş sergiliyor. Belgede ayrıca, Japonya'nın son yıllarda yaptığı savunma bütçesi artışlarına ve yeni yeteneklere (seyir füzeleri, gizli savaş uçakları, siber ve uzay alanları) vurgu yapılıyor. Tokyo'nun 2023 Ulusal Savunma Stratejisi ile belirlediği hedefler doğrultusunda, savunma harcamalarının 2027 yılına kadar GSYİH'nın %2'sine çıkarılması öngörülüyor.
Söz konusu tanımlama, Japonya'nın müttefiki ABD ile birlikte hareket etme stratejisinin bir parçası olarak da yorumlanıyor. Washington ve Tokyo, Çin'in yükselişi karşısında Savunma ve Güvenlik Rehberi'ni yenileyerek ortak operasyon kabiliyetini artırma kararı aldı. Bu bağlamda, Japonya'nın saldırgan bir söylemi olmasa da, Çin'e yönelik sert ifadelerin sürekliliği dikkat çekiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Japonya ve Çin'in bölgesel rekabeti, yalnızca ikili ilişkileri değil, tüm Asya-Pasifik dengesini etkiliyor. Doğu Çin Denizi'ndeki gerilimler, Güney Çin Denizi'ndeki pek çok ülkenin deniz hukuku anlaşmazlıklarına paralellik gösteriyor. Çin, Batı Pasifik'teki askeri varlığını hızla artırırken, Japonya da bu güç dengesine karşı daha etkin savunma önlemleri alıyor. Bölgede ABD'nin ittifak ağı (Japonya, Güney Kore, Avustralya, Filipinler) güçlenirken, Çin ise Rusya ile ortak hava ve deniz devriyelerini artırdı. Bu durum, Asya-Pasifik'te yeni bir kutuplaşma yaratma potansiyeli taşıyor.
Beyaz kitap aynı zamanda, Çin'in askeri kapasitesinin yanı sıra ekonomik araçları da (örneğin Kuşak ve Yol Girişimi) kullanarak etki alanını genişletmesini 'stratejik zorluk' olarak değerlendiriyor. Japonya, gelişmekte olan ülkelere daha fazla altyapı yatırımı yaparak Çin'in nüfuzunu dengelemeye çalışıyor. Ayrıca, Tayvan'ın statüsü konusundaki belirsizlik, hem Tokyo hem de Washington için kırmızı çizgi olarak görülüyor; Japonya, Tayvan'da çatışma çıkması durumunda müdahil olabileceği sinyallerini veriyor.
Küresel ölçekte, Japonya ve Çin arasındaki bu güvenlik ikilemi, uluslararası ticaret ve teknoloji alanındaki rekabetle de kesişiyor. Çip ve yapay zeka alanındaki kısıtlamalar, iki ülkenin de teknolojik bağımsızlık arayışını hızlandırıyor. Bu durum, küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılanmasına yol açarken, ikili ticaret hacmi yüksek olmasına rağmen stratejik güvensizlik belirleyici olmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya-Çin gerilimi, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de, Asya-Pasifik'te istikrarın bozulması küresel ekonomiyi etkileyebilir. Türkiye, doğu-batı ticaret hatlarında kritik bir konumda olduğundan, ticaret yollarındaki herhangi bir aksama Türk ekonomisini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin hem Çin ile hem de Japonya ile gelişen ekonomik ilişkileri bulunuyor; bu iki ülke arasındaki gerginliğin, ticaret ve yatırım akışlarını etkileyerek Türkiye'ye dolaylı sonuçlar doğurması olası. Güvenlik açısından ise, Asya-Pasifik'teki olası bir çatışma, NATO müttefiki olan Türkiye'nin dikkatini ve kaynaklarını başka yönlere kaydırabilir; bu nedenle bölgedeki gelişmeler Türkiye tarafından yakından izlenmelidir.