Japonya Başbakanı Fumio Kişida, artan siyasi istikrarsızlıkla birlikte piyasalarla mücadelesinde daha da zorlu bir döneme girdi. Ülkenin borç yükü ve zayıf yen, hükümetin ekonomi politikalarını test ederken, başbakanın düşen onay oranları ve iç siyasi krizler, ekonomik reformları hayata geçirme kapasitesini ciddi şekilde sınırlıyor. Özellikle son dönemde yaşanan kabine istifaları ve parti içi çekişmeler, yatırımcı güvenini sarsarken, Kishida hükümeti mali disiplin ile büyüme arasında bir denge kurmakta zorlanıyor.
Siyasi kriz ve piyasa dinamikleri
Japonya, yaklaşık yüzde 260'lık kamu borcuyla dünyanın en borçlu ekonomilerinden biri. Bu borcun sürdürülebilirliği, merkez bankası Bank of Japan'ın (BOJ) ultra gevşek para politikasına ve hükümetin mali desteğine bağlı. Ancak son aylarda, küresel enflasyonist baskılar ve dolar karşısında yenin tarihi düşüşleri, BOJ'un politikasını değiştirebileceği yönündeki spekülasyonları artırdı. Piyasalar, Kishida hükümetinin bu değişime ne kadar hazır olduğunu sorguluyor; zira başbakan, siyasi sermayesini tüketen bir dizi skandal ve istifayla karşı karşıya.
Kişida, geçtiğimiz aylarda üç bakanını yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları nedeniyle görevden almak zorunda kaldı. Bu durum, başbakanın liderlik vasfını sorgulatırken, iktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP) içinde de huzursuzluk yaratıyor. Siyasi analistler, Kishida'nın partisindeki desteğinin giderek azaldığını ve bunun da reformları hayata geçirme kabiliyetini kısıtladığını ifade ediyor. Öte yandan, muhalefet partileri, erken seçim çağrısında bulunuyor, ancak Kishida'nın bunu kabul etmesi şu an için olası görünmüyor.
Küresel ve bölgesel etkiler
Japonya'nın yaşadığı bu siyasi-ekonomik çıkmaz, yalnızca ülkeyi değil, Asya-Pasifik bölgesindeki ekonomik istikrarı da etkiliyor. Japonya, Çin'in ardından bölgenin en büyük ikinci ekonomisi olarak, tedarik zincirlerinin ve yatırım akışlarının merkezinde yer alıyor. Yenin değer kaybı, Çin ve Güney Kore gibi rakip ülkelerin ihracatını olumsuz etkilerken, Japonya'nın ithalat faturalarını artırıyor. Ayrıca, Japon tahvillerinin getirisindeki oynaklık, küresel finans piyasalarında dalgalanmalara yol açabiliyor.
ABD ile Japonya arasındaki yakın müttefiklik ilişkileri de bu süreçten etkilenmiyor değil. Washington, Tokyo'nun savunma harcamalarını artırmasını ve Çin'in artan etkisine karşı birlikte hareket etmesini bekliyor. Ancak Kishida hükümetinin siyasi zafiyeti, bu konularda atılacak adımları geciktirebilir. Uzmanlar, Japonya'nın iç siyasi çalkantılar minimize edilmediği takdirde, bölgedeki ittifak dinamiklerinin zayıflayabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya'daki siyasi-ekonomik istikrarsızlık, Türkiye için doğrudan bir tehdit oluşturmasa da, küresel finansal piyasalardaki dalgalanmalar gelişmekte olan ülkeleri etkileyebilir. Türkiye, Japonya ile iki taraflı ticaret hacmini artırma arayışında; bu nedenle Japonya'nın dış ekonomik politikası önem arz ediyor. Ayrıca, Japonya'nın Asya'daki etkinliğini koruması, bölgesel dengeler açısından Türkiye'nin de yer aldığı çok kutuplu uluslararası sistemde istikrar sağlayıcı bir unsur olarak görülmelidir.