Japonya'nın kuzeydoğusundaki Iwate prefektörlüğünde çarşamba akşamı saat 21.00 sıralarında meydana gelen 6.0 büyüklüğündeki deprem, art arda yaşanan şiddetli sarsıntıların sonuncusuydu. Ancak bu deprem, ülkenin iki güçlü tayfunun ardından toparlanmaya çalıştığı ve yeni bir sağanak yağış ile heyelan tehlikesiyle karşı karşıya olduğu bir dönemde neredeyse hiç yankı uyandırmadı. Japonya, doğal afetlere karşı dünyanın en hazırlıklı ülkelerinden biri olarak bilinse de, son yıllarda rekor kıran turist akını bu hazırlıkların ciddi bir sınavdan geçmesine neden oluyor. Ülkeyi 2024 yılında 35 milyondan fazla yabancı turist ziyaret etti ve bu sayının 2025'te 40 milyonu aşması bekleniyor. Ancak afet uyarı sistemleri, tahliye planları ve acil durum bilgilendirmeleri büyük ölçüde Japonca olarak tasarlandığı için, yabancı ziyaretçiler bu sistemlerden yeterince faydalanamıyor.
Artan turist sayısı ve yetersiz altyapı
Japonya Hükümeti'nin Turizm Ajansı verilerine göre, 2023 yılında ülkeye gelen yabancı turist sayısı 25 milyon iken, 2024'te bu rakam yüzde 40 artışla 35 milyona yükseldi. Pandemi sonrası hızla toparlanan turizm sektörü, Japonya ekonomisi için önemli bir gelir kaynağı olsa da, afet yönetiminde yeni sorunları da beraberinde getirdi. Özellikle büyük şehirlerde ve turistik bölgelerde bulunan yabancı ziyaretçiler, bir deprem veya tsunami anında ne yapacaklarını bilmiyor. Japonya Meteoroloji Ajansı'nın akıllı telefonlara gönderdiği acil durum uyarıları çoğunlukla yalnızca Japonca; İngilizce, Çince ve Korece gibi dillerdeki uyarılar ise sınırlı sayıda ve gecikmeli olarak ulaşıyor. Ayrıca, tahliye merkezlerindeki bilgilendirmeler de genellikle sadece Japonca olduğu için, yabancılar afet anında kendilerini çaresiz hissediyor.
Eylül 2024'te ülkeyi vuran Typhoon Shanshan ve Typhoon Yagi, bu sorunun ne kadar ciddi olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Fukuoka ve Osaka gibi turistik şehirlerde mahsur kalan yüzlerce yabancı turist, acil durum ekiplerine ulaşmakta zorlandı. Bazı oteller, yabancı misafirlerine tahliye talimatlarını ancak saatler sonra iletebildi. Japon yetkililer, bu durumun farkında olduklarını ancak çözümün zaman alacağını belirtiyor. Turizm Ajansı, 2025 yılına kadar çok dilli uyarı sistemlerinin yaygınlaştırılması ve turistlere yönelik özel afet eğitim programlarının başlatılması için çalışmalar yürütüyor.
Küresel boyut: Turizm patlaması ve afet riski
Japonya'nın karşılaştığı bu sorun, küresel ölçekte turizmin hızla arttığı ve doğal afetlerin sıklaştığı bir dönemde diğer ülkeler için de önemli bir ders niteliği taşıyor. Dünya Turizm Örgütü verilerine göre, 2024 yılında küresel uluslararası turist sayısı 1,5 milyarı aşarak pandemi öncesi seviyeleri geride bıraktı. Aynı dönemde, iklim değişikliğine bağlı aşırı hava olayları, depremler ve volkanik patlamalar gibi doğal afetlerin sayısı da arttı. Bu durum, özellikle Japonya, Endonezya, Filipinler ve Yeni Zelanda gibi hem deprem hem de turizm açısından yoğun olan ülkelerde, afet yönetimi stratejilerinin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor. Uzmanlar, turist yoğunluğunun yüksek olduğu bölgelerde çok dilli acil durum planlamasının artık bir lüks değil, zorunluluk olduğunu vurguluyor. Ayrıca, turistlerin seyahat öncesinde gittikleri ülkenin afet riskleri hakkında bilgilendirilmesi ve seyahat sigortalarının kapsamının genişletilmesi de öneriler arasında.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye de Japonya gibi hem deprem kuşağında yer alan hem de turizm gelirlerine bağımlı bir ülke. 2024 yılında 55 milyondan fazla yabancı turist ağırlayan Türkiye'de, olası bir büyük deprem anında yabancı ziyaretçilerin güvenliği ciddi bir sorun teşkil ediyor. AFAD'ın çok dilli uyarı sistemleri ve tahliye planları konusunda yaptığı çalışmalar olumlu ancak yeterli değil. Japonya örneği, Türkiye'nin özellikle İstanbul, Antalya ve İzmir gibi yoğun turist alan şehirlerde afet yönetiminde dil engelini aşması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, turizm sektörünün afet direnci artırılmazsa, büyük bir depremin ekonomik ve sosyal maliyeti katlanarak büyüyebilir. Türkiye'nin Japonya ile afet yönetimi alanında işbirliğini artırması ve çok dilli acil durum protokolleri geliştirmesi, hem can kaybını azaltabilir hem de turizm sektörünün sürdürülebilirliğini koruyabilir.