İzlanda, iki yıllık bir aradan sonra balina avına yeniden başladı. Ülkenin kalan iki balina avlama gemisinden biri, bu hafta başında dev memelileri avlamak üzere denize açıldı. Yerel medya ve kampanya gruplarının cumartesi günü yaptığı açıklamaya göre, av gemisi limandan ayrılarak açık denizlere yöneldi. İzlanda, uluslararası alanda büyük tepkilere rağmen Norveç ve Japonya ile birlikte balina avını hâlâ açıkça yasallaştıran üç ülkeden biri olmaya devam ediyor.
Gelişmenin Arka Planı
İzlanda'nın balina avına yeniden başlaması, çevre örgütleri ve hayvan hakları savunucuları tarafından şiddetle kınandı. Ülkede balina avına 2022 yılında geçici olarak ara verilmişti. Bu karar, avlanma yöntemlerinin hayvanlara gereksiz acı çektirdiği yönündeki raporların ardından alınmıştı. Ancak, İzlanda hükümeti yeni bir düzenleme getirerek avlanma koşullarını yeniden belirledi. Yeni kurallara göre, av gemileri daha sıkı denetlenecek ve avlanma sırasında hayvanların acı çekmemesi için belirli yöntemler kullanılması zorunlu hale getirilecek. Ancak eleştirmenler, bu düzenlemelerin yetersiz olduğunu ve balina avının tamamen durdurulması gerektiğini savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İzlanda, Norveç ve Japonya, uluslararası balina avlama yasağını tanımayan ve ticari balina avına devam eden ülkeler olarak dikkat çekiyor. Uluslararası Balina Avcılığı Komisyonu (IWC) 1986 yılında ticari balina avını yasaklamış olsa da, bu üç ülke yasağa uymayarak avlanmaya devam ediyor. Japonya, 2019 yılında IWC'den resmen ayrılmış ve kendi karasularında ticari balina avına izin vermişti. Norveç ise yasağa resmi itirazını sürdürüyor. Bu durum, uluslararası toplumda büyük tartışmalara yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, balina avcılığına doğrudan taraf olmasa da, bu gelişme küresel çevre politikaları ve deniz biyoçeşitliliği açısından önem taşıyor. Türkiye, Akdeniz'de balina ve yunus türlerinin korunması için çeşitli anlaşmalara taraftır. İzlanda'nın balina avını yeniden başlatması, uluslararası çevre normlarının zayıfladığına dair endişeleri artırıyor. Bu durum, Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgesel deniz koruma çabalarını olumsuz etkileyebilir ve küresel deniz ekosistemleri için risk oluşturabilir.