İzlanda, 29 Ağustos'ta Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine yeniden başlanıp başlanmayacağı konusunda kritik bir referanduma gidiyor. Son anketler, 'evet' oyu verenlerin az farkla önde olduğunu gösteriyor. RUV muhabiri Ingólfur Bjarni Sigfússon, Bloomberg This Weekend programında Christina Ruffini'ye yaptığı açıklamada, tartışmanın özellikle güvenlik ve ekonomi konularında şekillendiğini belirtti. Ada ülkesi, 2009 yılında mali krizin ardından AB kapısını çalmış, ancak 2015 yılında müzakereleri askıya almıştı. Şimdi, artan jeopolitik gerilimler ve Avrupa'daki güvenlik endişeleri, İzlanda'nın Brüksel ile yeniden masaya oturmasını gündeme getirdi.
Referandumun Arka Planı ve Taraflar
Referandum, İzlanda hükümetinin 2023 yılında başlattığı bir sürecin parçası olarak düzenleniyor. Başbakan Katrín Jakobsdóttir, AB üyeliğinin ülkenin güvenlik ve ekonomik çıkarları için önemli olduğunu savunuyor. Özellikle Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırısının ardından, NATO üyesi olan ancak AB üyesi olmayan İzlanda'nın Avrupa entegrasyonu konusundaki tartışmaları hız kazandı. İzlanda, balıkçılık ve tarım gibi sektörlerde AB'nin ortak politikalarından çekindiği için üyelik konusunda geleneksel olarak mesafeli bir duruş sergilemişti. Ancak son yıllarda, Enerji ve iklim değişikliği gibi konularda AB ile iş birliği artmış durumda.
Anketlere göre, 'evet' cephesi yüzde 46, 'hayır' cephesi ise yüzde 44 civarında destek görüyor. Kararsızların oranı ise yüzde 10 seviyesinde. Balıkçılık, İzlanda ekonomisinin bel kemiği olduğundan, bu sektördeki paydaşlar üyeliğe en çok karşı çıkan kesimi oluşturuyor. Buna karşılık, genç nüfus ve kentsel bölgelerde yaşayanlar, AB üyeliğinin ekonomik fırsatlar ve serbest dolaşım açısından avantaj sağlayacağını düşünüyor. Referandum kampanyası, özellikle balıkçılık kotaları ve AB ortak balıkçılık politikasının etkileri üzerinde yoğunlaşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İzlanda'nın referandumu, yalnızca ülkenin kaderini belirlemekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa'nın genişleme politikası açısından da önemli bir sınav olacak. AB, son yıllarda Batı Balkanlar ve Ukrayna'ya genişleme perspektifi sunarken, İzlanda gibi yüksek gelirli bir ülkenin yeniden müzakere talebi, Birliğin çekim gücünü göstermesi açısından sembolik bir değer taşıyor. Öte yandan, İzlanda'nın AB üyeliği, Kuzey Atlantik'teki güvenlik mimarisini de etkileyebilir. Ülke, AB üyesi olmayan ancak NATO üyesi olan Norveç ile benzer bir konumda. Ancak İzlanda'nın AB'ye katılması halinde, Kuzey Atlantik'teki deniz yetki alanları ve balıkçılık hakları konusunda yeni dengeler oluşabilir.
Referandum sonucu, İzlanda'nın Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) üyeliği çerçevesindeki mevcut ilişkisini de yakından ilgilendiriyor. İzlanda, AEA üyesi olarak AB'nin tek pazarına erişim hakkına sahip, ancak karar alma süreçlerinde söz sahibi değil. Tam üyelik, İzlanda'ya Brüksel'de söz hakkı verecek. Uzmanlar, bunun ülkenin dış politika ve güvenlik alanındaki etkisini artıracağını belirtiyor. Ancak başta balıkçılık olmak üzere bazı sektörlerde uyum maliyetlerinin yüksek olabileceği de ifade ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İzlanda'nın referandumu, Türkiye'nin AB üyelik süreci açısından dolaylı bir önem taşıyor. AB'nin genişleme politikasının canlanması, Ankara’nın müzakere sürecini olumlu etkileyebilir. Ancak İzlanda gibi küçük ve ekonomik olarak gelişmiş bir ülkenin üyeliği, AB'nin genişleme kriterlerini daha da katılaştırabileceği gibi, mevcut üyelerin genişlemeye yönelik isteksizliğini artırabilir. Türkiye, uzun süredir AB ile müzakereleri askıda olan bir ülke olarak, bu referandumun sonucunu ve AB'nin yaklaşımını yakından izliyor. Özellikle güvenlik ve göç konularında Türkiye'nin AB ile iş birliği, İzlanda gibi ülkelerin katılımıyla şekillenecek yeni dinamiklerden etkilenebilir. Bu bağlamda, İzlanda'nın kararı, AB'nin gelecekteki genişleme stratejisinin bir testi olarak görülebilir.