Kopenhag, 24 Haziran – İzlanda'nın ana muhalefet lideri, Avrupa Birliği üyeliğinin ülkenin ekonomik sorunlarını çözmeyeceğini veya güvenliğini güçlendirmeyeceğini belirterek, katılım müzakerelerinin yeniden başlatılıp başlatılmayacağına ilişkin referandum öncesi “hayır” oyu kullanılması çağrısında bulundu. Merkez sağ Bağımsızlık Partisi lideri Bjarni Benediktsson, yaptığı açıklamada, “Avrupa Birliği üyeliği İzlanda’nın karşı karşıya olduğu temel ekonomik zorluklara bir çözüm sunmuyor. Tam tersine, kendi para politikamız üzerindeki kontrolümüzü kaybetmemize ve balıkçılık gibi kilit sektörlerde Brüksel’in düzenlemelerine tabi olmamıza yol açar. Ayrıca, güvenlik konusunda da AB üyeliği bize ek bir garanti vermiyor; NATO üyeliği zaten güvenliğimizi sağlıyor.” ifadelerini kullandı.
Gelişmenin Arka Planı
İzlanda, 2009 yılında küresel finansal krizin ardından AB’ye katılım başvurusunda bulunmuş, ancak 2015 yılında dönemin hükümeti müzakereleri askıya almıştı. Ülke, 2013’ten bu yana AB üyeliğine yönelik referandum sözü veren koalisyon hükümetleri tarafından yönetiliyor. Yeni bir referandumun ne zaman yapılacağı henüz netleşmemiş olsa da, bu konu siyasi gündemin üst sıralarındaki yerini koruyor. Benediktsson’un açıklamaları, özellikle AB’nin ortak balıkçılık politikasının İzlanda’nın başlıca ihracat kalemi olan deniz ürünleri sektörüne olumsuz etki yapacağı endişesini yansıtıyor.
Ekonomi ve para politikası açısından İzlanda, 2008’deki çöküşün ardından sermaye kontrollerini kaldırarak toparlanma sürecine girmişti. Merkez Bankası’nın faiz oranları üzerindeki kontrolünü kaybetme korkusu, AB üyeliğine karşı en güçlü argümanlardan biri olmaya devam ediyor. Başbakan Katrín Jakobsdóttir liderliğindeki sol yeşil koalisyon hükümeti ise AB üyeliği konusunda bölünmüş durumda. Koalisyon ortaklarından Başbakanın partisi AB’ye sıcak bakarken, diğer ortaklar daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İzlanda’nın AB üyeliği konusu, özellikle Kuzey Atlantik bölgesinde jeopolitik dengeler açısından önem taşıyor. İzlanda, NATO üyesi olmasına rağmen AB’nin ortak güvenlik ve savunma politikalarına tam olarak entegre değil. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı, Kuzey Kutbu’ndaki askeri varlığını artırması ve Çin’in bölgedeki yatırımları, İzlanda’nın güvenlik politikalarını yeniden değerlendirmesine yol açtı. Ancak Benediktsson, AB üyeliğinin bu konuda bir çözüm sunmadığını, aksine İzlanda’nın egemen karar alma yetkisini kısıtlayacağını savunuyor.
Küresel ölçekte İzlanda, AB üyeliği olmadan da uluslararası ticaret anlaşmaları yapabilen, bağımsız bir ekonomi olarak varlığını sürdürüyor. Avrupa Ekonomik Alanı (EEA) üyesi olan ülke, AB’nin ortak pazarına erişim hakkına sahip ancak tarım ve balıkçılık gibi hassas sektörlerde esneklik talep ediyor. EEA üyeliği, İzlanda’nın AB müktesebatının önemli bir kısmını uygulamasını gerektirirken, karar alma süreçlerinde doğrudan söz hakkı vermiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İzlanda’nın AB üyeliği konusundaki bu tartışma, Türkiye’nin AB ile ilişkileri açısından dolaylı da olsa önemli dersler içeriyor. İzlanda’nın üyelik yerine EEA gibi alternatif modelleri tercih etmesi, AB’nin genişleme politikasının her aday ülke için aynı şekilde çekici olmadığını gösteriyor. Türkiye, uzun yıllardır süren AB katılım müzakerelerinde benzer ekonomik ve egemenlik kaygıları yaşarken, İzlanda’nın referandum süreci, kamuoyunun AB’ye bakışını etkileyebilecek bir örnek teşkil ediyor. Ayrıca, İzlanda’nın NATO üyeliğini AB üyeliğine tercih etmesi, Türkiye’nin kendi güvenlik öncelikleri açısından da tartışılabilecek bir model.