İzlanda'da yapılan referandumda halkın yüzde 52,8'i AB üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasına 'hayır' dedi. 'Evet' oyları yüzde 47,2'de kaldı. Sonuç, ülkenin Brüksel ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açılması beklentisini boşa çıkardı. Ancak analistlere göre bu sonuç, 2016'daki Brexit referandumundan farklı olarak bir izolasyon iradesi değil; İzlanda'nın Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) üyeliği ve ikili anlaşmalarla AB ile mevcut entegrasyonunu sürdürme tercihi olarak okunmalı.
Referandumun arka planı ve sonuçları
İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir, sosyal demokrat liderliğindeki koalisyon hükümetinin gündeminde yer alan referandumu, 'halkın görüşünü alma' amacıyla düzenlemişti. Frostadóttir, 2024 seçimlerinden önce AB üyeliği konusunda halkoylaması sözü vermişti. Ancak seçim sonrası kurulan hükümet, üyelik başvurusunun yeniden canlandırılması konusunda bölünmüş durumdaydı. Bu nedenle referandum kararı, koalisyon ortakları arasındaki uzlaşmanın bir ürünü olarak görülüyordu.
Sonuç, AB yanlısı partiler için hayal kırıklığı yarattı. Özellikle Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in 'İzlanda'nın AB'ye katılımı, Kuzey Atlantik'te stratejik bir kazanım olur' şeklindeki açıklamalarına rağmen seçmen ikna olmadı. Öte yandan, 'hayır' kampanyasının önde gelen isimlerinden Balıkçılık Bakanı Bjarkey Olsen Gunnarsdóttir, sonucun 'ülkenin bağımsızlığının korunması' açısından önemli olduğunu savundu. Gunnarsdóttir, 'Balıkçılık kaynaklarımız üzerindeki kontrolümüzü kaybetmek istemiyoruz' dedi.
İzlanda, 2008 mali krizinin ardından AB üyeliğine başvurmuş, ancak 2013'te muhafazakar hükümetin başvuruyu dondurmasıyla süreç askıya alınmıştı. O dönemde yapılan anketler, halkın üyeliğe sıcak bakmadığını göstermişti. Bu kez de benzer bir tablo ortaya çıktı. Ancak uzmanlar, bu sonucun İzlanda'nın Avrupa ile ilişkilerini kesintiye uğratmayacağı görüşünde.
İzlanda-AB ilişkileri: AEA ve Schengen
İzlanda, AB üyesi olmamasına rağmen Avrupa Ekonomik Alanı'nın (AEA) bir üyesi. Bu üyelik sayesinde malların, hizmetlerin, sermayenin ve kişilerin serbest dolaşımından yararlanıyor. Ayrıca İzlanda, Schengen Bölgesi'nde yer alıyor; bu da vizesiz seyahat imkanı sağlıyor. AB ile toplam ticaret hacmi, ülkenin dış ticaretinin yaklaşık yüzde 60'ını oluşturuyor. Dolayısıyla İzlanda, Brexit sonrası Birleşik Krallık'ın aksine, AB'nin kurumsal yapısına sıkı sıkıya bağlı durumda.
Referandum sonucunun ardından AB cephesinde hayal kırıklığı yaşansa da Brüksel, İzlanda ile mevcut ilişkilerin sürdürüleceğini açıkladı. Avrupa Komisyonu sözcüsü, 'İzlanda ile ortaklığımız güçlü ve işleyen bir yapıda. Bugünkü karar, bu ortaklığın doğasını değiştirmeyecek' ifadelerini kullandı. Norveç, AB üyelik başvurusu bulunmayan ancak AEA üyesi olan bir diğer ülke olarak benzer bir modeli temsil ediyor. İzlanda'nın da bu modele yakın durduğu söylenebilir.
Bazı yorumcular, 'hayır' sonucunun aslında İzlanda'nın AB'ye tam üyelik yerine mevcut entegrasyon modelini sürdürme isteğini ortaya koyduğunu belirtiyor. Bu, özellikle balıkçılık sektörü gibi hassas alanlarda ulusal kontrolün korunması arzusundan kaynaklanıyor. İzlanda, 2008 ekonomik krizinden bu yana ekonomik istikrarını sağlamış ve kişi başına düşen milli gelirde AB ortalamasının üzerine çıkmış durumda. Bu ekonomik performans, 'AB üyeliği bize ne kazandırır?' sorusunu güçlendiriyor.
Küresel ve bölgesel boyut
İzlanda'nın bu kararı, Avrupa'da AB karşıtlığının yükseldiği bir dönemde alındı. Brexit sonrası AB, üye ülkelerin birliğe bağlılığını pekiştirmeye çalışıyor. Ancak İzlanda gibi küçük bir ülkenin AB üyeliğine sıcak bakmaması, genişleme politikasının zorluklarını bir kez daha gözler önüne serdi. Öte yandan, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısının ardından İskandinav ülkeleri ve Finlandiya'nın NATO'ya katılımıyla güvenlik mimarisi değişti. İzlanda, NATO'nun kurucu üyelerinden biri olarak bu süreçte yerini koruyor.
AB üyeliği konusu, İzlanda'da aynı zamanda ulusal kimlik tartışmalarıyla da iç içe. Balıkçılık, ülke ekonomisinin bel kemiği; AB'nin Ortak Balıkçılık Politikası ise İzlandalı balıkçılar için kabul edilemez görülüyor. Bu nedenle 'hayır' cephesi, 'kendi kaynaklarımızı kendimiz yönetelim' mesajını öne çıkardı. Bu tutum, Grönland'ın AB'den ayrılma kararı veya Faroe Adaları'nın AB dışındaki konumunu hatırlatıyor.
Uzmanlar, İzlanda'nın AB üyeliği konusunun önümüzdeki yıllarda yeniden gündeme gelebileceğini ancak bunun için hem iç siyasette hem de AB'de önemli değişimlerin yaşanması gerektiğini belirtiyor. Şimdilik İzlanda, 'Avrupa'nın yakınında ama içinde değil' konumunu koruyacak gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İzlanda'daki referandum sonucu, AB genişleme sürecine yönelik bir güven oylaması olarak değerlendirilebilir. Türkiye, uzun yıllardır AB üyelik müzakereleri yürüten bir ülke olarak bu tablodan ders çıkarabilir. İzlanda'nın ekonomik istikrarını koruyarak AB üyeliğini reddetmesi, 'üyelik dışı entegrasyon' modellerinin işleyebileceğini gösteriyor. Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde gümrük birliğinin güncellenmesi gibi alternatif modeller tartışılırken, İzlanda örneği, tam üyelik dışında da derin işbirliği kurulabileceğini ortaya koyuyor. Ancak Türkiye'nin stratejik konumu ve büyüklüğü, İzlanda'dan farklı dinamikler içeriyor; bu nedenle doğrudan bir kıyaslama yapmak sağlıklı olmayacaktır. Yine de AB'nin genişleme yorgunluğu, Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğine dair tartışmaları da etkileyebilir.