İtalya'da bir mahkeme, 2016 yılında Kahire'de kaybolduktan sonra ölü bulunan İtalyan araştırmacı Giulio Regeni'nin kaçırılması ve öldürülmesiyle ilgili davada üç Mısırlı yetkiliyi suçlu buldu. Karar, İtalya'da yaklaşık on yıldır süren adalet arayışının bir aşaması olarak kayda geçti. Regeni, doktora araştırması için bulunduğu Mısır'da 25 Ocak 2016'da kaybolmuş, cesedi 3 Şubat 2016'da Kahire'nin dışında bir otoyol kenarında bulunmuştu. İtalyan savcılar, Regeni'nin Mısır güvenlik güçleri tarafından kaçırıldığını, işkence gördüğünü ve öldürüldüğünü savunuyordu.
Olayın Arka Planı ve Yargı Süreci
Giulio Regeni, Cambridge Üniversitesi'nde doktora öğrencisiydi ve Mısır'daki bağımsız sendikalar üzerine araştırma yapıyordu. 25 Ocak 2016'da Kahire'deki dostlarının evinden ayrıldıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamadı. Cesedi, kayboluşundan dokuz gün sonra, Kahire-İskenderiye otoyolu kenarında, üzerinde işkence izleriyle bulundu. İtalyan hükümeti, olayın aydınlatılması için yoğun diplomatik girişimlerde bulundu ve Mısırlı yetkililerden defalarca hesap sordu. Mısır yönetimi ise Regeni'nin ölümünden sorumlu tuttuğu kişilerin "çete üyeleri" olduğunu öne sürdü ve güvenlik güçlerinin olaya karıştığı iddialarını reddetti.
İtalya'da 2016'dan bu yana süren soruşturma kapsamında, Mısır Ulusal Güvenlik Servisi'nde görevli olduğu belirtilen dört yetkili hakkında dava açılmıştı. Yargılama, sanıkların İtalya'da bulunmaması nedeniyle gıyaben görüldü. Mahkeme, üç sanığı Regeni'yi kaçırmak ve öldürmek suçundan mahkum etti. Karar, İtalyan kamuoyunda uzun süredir beklenen bir adım olarak değerlendirildi; ancak Mısır'ın sanıkları iade etmemesi nedeniyle cezaların infaz edilmesi şu an için mümkün görünmüyor. İtalya, Mısır'dan iade talebinde bulunmuş, ancak Kahire yönetimi bu talepleri reddetmişti.
Uluslararası Boyut ve Tepkiler
Regeni davası, İtalya-Mısır ilişkilerinde ciddi bir gerilim kaynağı oldu. İtalya, olayın ardından Mısır'a yönelik silah satışlarını geçici olarak askıya almış, ancak daha sonra bu kararı gevşetmişti. Uluslararası insan hakları örgütleri, Mısır'da güvenlik güçlerinin yargısız infaz, işkence ve zorla kaybetme gibi uygulamalarına dikkat çekerek Regeni davasını bu bağlamda sembol bir vaka olarak gösteriyor. Avrupa Birliği de zaman zaman Mısır'a Regeni soruşturmasında işbirliği çağrısı yaptı. Öte yandan Mısır, Batı ile ilişkilerini dengelemeye çalışırken, iç güvenlik politikalarını uluslararası eleştirilere rağmen sürdürüyor.
Davanın sonucu, Mısır'ın yargısal egemenliği ile İtalya'nın adalet arayışı arasındaki çıkmazı bir kez daha gözler önüne serdi. İtalyan makamları, kararın sembolik önemine vurgu yaparken, Mısır'ın işbirliği yapmaması nedeniyle faillerin cezalandırılmasının zorluğunu kabul ediyor. Regeni ailesinin avukatları, kararın "gerçeğin ortaya çıkması yolunda bir adım" olduğunu belirtti, ancak tam adaletin sağlanması için Mısır'ın da sorumluları yargılaması gerektiğini söyledi. Mısır yönetimi ise karara ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Giulio Regeni davası, otoriter rejimlerde güvenlik güçlerinin hesap verebilirliği ve yargı bağımsızlığı konusunda küresel bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, benzer şekilde yurt dışında araştırma yapan vatandaşlarının güvenliği ve yargı süreçlerinde şeffaflık açısından bu tür vakaları yakından takip etmeli. Mısır ile ilişkilerde denge gözetilirken, insan hakları ihlalleri konusunda uluslararası platformlarda tutarlı bir duruş sergilemek, Türkiye'nin bölgesel itibarı ve diplomatik etkinliği açısından önem taşıyor. Ayrıca, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da istikrar arayışında, hukuk devleti ilkelerinin güçlendirilmesi Türkiye'nin uzun vadeli çıkarlarına hizmet eder.