İsviçre, 30 Eylül'de yapılacak referandumda ülke nüfusunun 10 milyon kişiyle sınırlandırılması önerisini oylayacak. Sağcı İsviçre Halk Partisi (SVP) tarafından başlatılan girişim, 'Evet' çıkması halinde hükümete iltica başvurularını ve oturma izinlerini sıkılaştırma, ayrıca Avrupa Birliği (AB) ile imzalanan kişilerin serbest dolaşımı anlaşmasını feshetme yükümlülüğü getiriyor. 2014'te sınırlı göçü destekleyen benzer bir girişim kabul edilmiş, ancak uygulanması AB ile ilişkileri zora sokmuştu. Şimdi ise daha radikal bir adım atılıyor: Nüfusun artmasını tamamen durdurmak.
Popülasyon sınırlamasının arka planı
SVP'nin Federal Halk Girişimi adı verilen önerisi, uzun vadede İsviçre nüfusunun 10 milyonu geçmesini engellemeyi hedefliyor. Şu an 8,6 milyon olan nüfus, yılda ortalama 50-60 bin kişi artıyor. Girişim, sadece iltica hakkı tanınan kişilerin, yüksek vasıflı yabancı iş gücünün ve AB vatandaşlarının girişine kısıtlama getiriyor. Ayrıca aile birleşimleri de sınırlandırılacak. Ekonomi çevreleri, özellikle sanayi ve hizmet sektörünün yabancı iş gücüne bağımlı olduğunu belirterek, bu adımın ekonomik büyümeyi sekteye uğratacağını savunuyor. Hükümet ve parlamento ise girişime karşı çıkıyor; ancak referandumda halkın kararı belirleyici olacak.
AB ile ilişkilerde kritik eşik
İsviçre, AB ile imzaladığı ikili anlaşmalar kapsamında serbest dolaşım hakkını tanıyor. Bu anlaşma, AB vatandaşlarının İsviçre'de çalışmasına ve yerleşmesine izin veriyor. SVP'nin önerisi kabul edilirse, anlaşmanın iptali için hükümete iki yıl süre tanınıyor. Ancak AB, serbest dolaşım ilkesine dokunulmasına kesinlikle karşı çıkıyor. Brüksel, anlaşmanın tek taraflı iptalini 'kırmızı çizgi' olarak görüyor ve bunun İsviçre'nin AB pazarına erişimini, araştırma iş birliklerini ve diğer sektörleri etkileyeceği uyarısında bulunuyor. Benzer bir kriz 2014'te yaşanmış, AB İsviçre'yi üniversite programlarından kısmen dışlamıştı. Bu kez daha radikal bir adım, AB-İsviçre ilişkilerinde kalıcı hasara yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsviçre'deki bu referandumun Türkiye'ye doğrudan bir yansıması olmasa da, Avrupa'da yükselen göçmen karşıtlığının bir göstergesi olarak önem taşıyor. İsviçre, AB üyesi olmamasına rağmen benzer bir eğilimle karşı karşıya. Türkiye, AB ile imzaladığı Geri Kabul Anlaşması ve vize serbestisi müzakereleri kapsamında, Avrupa'nın göç politikalarından etkileniyor. İsviçre gibi ülkelerdeki popülist göç karşıtı hareketler, AB'nin Türkiye ile ilişkilerini de dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca İsviçre'de yaşayan Türk diasporası da bu tür düzenlemelerden etkilenebilir; ancak öneri şimdilik AB vatandaşlarını hedef aldığı için Türk vatandaşları doğrudan kapsam dışı.