İsveç’te bir zamanlar tüm büyük partiler tarafından siyasi dışlanmış muamelesi gören aşırı sağcı İsveç Demokratları, artık hükümetin merkezinde yer alıyor. Ülkenin en büyük ikinci partisi haline gelen bu oluşum, muhafazakâr Başbakan Ulf Kristersson’un azınlık hükümetine dışarıdan destek vererek adeta bir iktidar ortağı konumuna yükseldi. Peki, bu dönüşüm nasıl gerçekleşti ve İsveç siyaseti ile Avrupa için ne anlama geliyor?
Dışlanmadan kucaklanmaya: İsveç Demokratları’nın yükselişi
İsveç Demokratları, 1988 yılında neo-Nazi ve beyaz üstünlükçü grupların birleşmesiyle kuruldu. Uzun yıllar boyunca tüm büyük partiler tarafından “dokunulmaz” ilan edilen parti, 2010 yılında ilk kez parlamentoya girdi. 2014 seçimlerinde oylarını yüzde 12,9’a, 2018’de yüzde 17,5’e ve 2022’de yüzde 20,5’e çıkararak ülkenin en büyük ikinci siyasi gücü hâline geldi. Bu yükselişte göçmen karşıtı söylemler ve artan suç oranlarına yönelik sert politikalar etkili oldu.
Parti, lider Jimmie Åkesson önderliğinde radikal geçmişinden sıyrılıp daha ana akım bir görünüme bürünmeye çalışsa da, ırkçı ve ayrımcı geçmişi hâlâ tartışma konusu. Ancak 2022 seçimleri sonrası merkez sağ blok, iktidara gelebilmek için İsveç Demokratları’nın desteğini almak zorunda hissetti. Sonuçta Başbakan Kristersson, partinin dışarıdan desteğiyle bir koalisyon hükümeti kurdu. Bu, İsveç’te ilk kez bir aşırı sağcı partinin hükümetin resmî ortağı olmasa da, üzerinde doğrudan etki sahibi olduğu bir dönemi başlattı.
İsveç ve Avrupa’da yeni siyasi denklem
İsveç Demokratları, göçmen karşıtı, İslamofobik ve AB şüphecisi politikalarıyla biliniyor. Partinin güçlenmesi, İsveç’teki diğer partilerin de sağa kaymasına yol açtı. Özellikle göç ve entegrasyon politikalarında daha sert önlemler alınmasını sağlayan parti, hükümetin düzenlediği yasal değişikliklerde belirleyici rol oynuyor. Bu durum, Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin yükseldiği bir döneme denk geliyor. Almanya’da AfD, Fransa’da Ulusal Birlik, İtalya’da kardeşler gibi partiler benzer bir seyir izliyor.
Uzmanlar, İsveç örneğinin diğer ülkeler için de bir model oluşturabileceğini belirtiyor. Aşırı sağın iktidara giden yolda ana akım partilerle iş birliği yapması ve dışlanmaktan kurtulması, Avrupa siyasetinde önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç’te aşırı sağın iktidar ortağı konumuna gelmesi, Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir gelişme. İsveç Demokratları, Türkiye’nin AB üyelik sürecine ve NATO genişlemesine karşı çıkmasıyla biliniyor. Özellikle Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylama sürecinde parti, hükümet üzerinde baskı unsuru oluşturdu. Bu nedenle İsveç Demokratları’nın artan etkisi, Türkiye-İsveç ilişkilerinde ve Ankara’nın NATO ile olan bağlarında yeni zorluklar yaratabilir. Ayrıca Avrupa’da yükselen İslamofobi ve göçmen karşıtı dalganın Türkiye’nin dış politikasına ve AB ile ilişkilerine olumsuz yansımaları olabileceği değerlendiriliyor.