İsveç'te 11 Eylül'de yapılan genel seçimlerin ardından siyasi tablo netleşmeye başladı. İktidardaki Sosyal Demokratlar ve müttefikleri ile sağ blok arasındaki yarış başa baş giderken, Merkez Parti lideri Annie Lööf ülkenin en güçlü siyasi figürü haline geldi. Resmi olmayan sonuçlara göre, hiçbir blok tek başına iktidar kuracak çoğunluğa ulaşamadı. Bu durumda hükümeti kimin kuracağına dair karar, büyük ölçüde 31 yaşındaki genç liderin elinde.
Seçim Sonuçları ve Siyasi Denge
İsveç'te seçim sistemi, partilerin ittifaklar kurmasını gerektiriyor. Mevcut Başbakan Magdalena Andersson liderliğindeki Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve Sol Parti'den oluşan sol blok, anketlere göre %48 civarında oy aldı. Sağ blok ise Ilımlı Parti, Hristiyan Demokratlar, İsveç Demokratları ve Liberaller'den oluşuyor ve benzer bir oy oranına sahip. Merkez Parti ise %6-7 bandında kalarak dengeyi belirleyen konumda.
Annie Lööf, seçim kampanyası boyunca aşırı sağcı İsveç Demokratları ile işbirliği yapmayacağını kesin bir dille açıkladı. Bu nedenle sağ blokun hükümet kurma şansı, Lööf'ün tutumuna bağlı. Öte yandan sol blok da çoğunluğu sağlayamıyor. Dolayısıyla Lööf, ya Sosyal Demokratlara destek vererek azınlık hükümetine izin verecek ya da yeni bir merkez sağ hükümetin kurulmasına öncülük edecek.
Lööf, 2011'den bu yana Merkez Parti'nin lideri. 32 yaşında parti başına geçtiğinde İsveç'in en genç parti lideri olmuştu. Şimdi ise ülkenin en güçlü kadını olarak nitelendiriliyor. Siyasi kariyerine gençlik kollarında başlayan Lööf, çevre ve iklim politikalarına olan duyarlılığıyla tanınıyor. Ayrıca göçmen karşıtı söylemlere mesafeli duruşuyla biliniyor.
Lööf'ün Pazarlık Gücü ve Olası Senaryolar
Seçim sonuçlarının kesinleşmesiyle birlikte İsveç siyasetinde yoğun pazarlık süreci başlayacak. Kral Carl XVI Gustaf, hükümet kurma görevini öncelikle mevcut Başbakan Andersson'a verecek. Andersson başarısız olursa, sırasıyla diğer parti liderleri denenebilecek. Ancak matematiksel olarak hiçbir blok tek başına 175 sandalyeye ulaşamıyor. Bu nedenle Lööf'ün vereceği karar belirleyici olacak.
Lööf'ün tercihleri arasında şunlar bulunuyor: Sosyal Demokratlar ile Yeşiller'in azınlık hükümetine dışarıdan destek vermek, Merkez Parti'nin de yer aldığı bir koalisyon hükümeti kurmak veya yeni seçimlere gitmek. Ancak kamuoyu yoklamaları, seçmenin yeni bir seçim istemediğini gösteriyor. Bu nedenle Lööf'ün sorumluluk alması bekleniyor.
Lööf, İsveç Demokratları'nı hükümete ortak etmeye kesinlikle karşı. Bu partiyi "aşırı sağcı ve ırkçı" olarak nitelendiriyor. Dolayısıyla sağ blokun başbakan adayı Ulf Kristersson'un İsveç Demokratları'nın desteğiyle iktidara gelmesi, Lööf'ün onayına bağlı. Lööf, bu durumda ya Liberaller ile birlikte sağ bloktan ayrılarak merkez bir hükümet kurmayı deneyecek ya da sol bloğa destek verecek.
İsveç Siyasetinde Yeni Dönem
İsveç, uzun yıllardır istikrarlı siyasi yapısıyla biliniyordu. Ancak son seçimler, İsveç Demokratları'nın yükselişi ve bloklar arasındaki kutuplaşma nedeniyle siyasi belirsizliğin arttığını gösteriyor. Lööf'ün denge unsuru olması, onu hem ulusal hem de uluslararası alanda önemli bir aktör haline getiriyor. Avrupa Birliği ve NATO üyesi olan İsveç, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası güvenlik politikalarında önemli adımlar atmıştı. Yeni hükümetin bu politikaları sürdürüp sürdürmeyeceği merak konusu.
Lööf, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadelede kararlı bir duruş sergiliyor. Merkez Parti'nin seçim manifestosunda yeşil enerjiye geçiş, karbon vergileri ve sürdürülebilir tarım gibi konular öne çıkıyor. Bu nedenle Lööf'ün başbakanlık veya kilit ortaklık rolü, İsveç'in çevre politikalarını da etkileyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç'teki siyasi belirsizlik, Türkiye'nin NATO üyeliği sürecini de yakından ilgilendiriyor. İsveç, Finlandiya ile birlikte NATO'ya katılmak için başvurmuş, ancak Türkiye'nin itirazları nedeniyle süreç tıkanmıştı. Yeni hükümetin nasıl şekilleneceği, Türkiye'nin taleplerine yaklaşımı belirleyebilir. Özellikle İsveç Demokratları gibi partilerin yükselişi, göçmen karşıtı politikalarıyla biliniyor ve bu durum Türkiye'nin PKK/YPG konusundaki hassasiyetleriyle çelişebilir. Merkez Parti'nin denge rolü, İsveç'in NATO üyeliği ve Türkiye ile ilişkilerinde yapıcı bir tutum almasını sağlayabilir. Bu nedenle Lööf'ün tercihleri, Ankara-Stokholm hattında da yankı bulacak.