İsveç'te Pazar günü yapılan genel seçimlerde sol muhalefet ittifakı önde gidiyor. Göçmen karşıtı aşırı sağ İsveç Demokratları (Sverigedemokraterna) ise 2010'da parlamentoya girdiğinden bu yana ilk kez oy kaybı yaşıyor. Seçim sonuçları, ülkenin göç ve entegrasyon politikalarında yeni bir dönemin habercisi olabilir.
Seçim Sonuçları ve Siyasi Denklem
Kesin olmayan sonuçlara göre, Sosyal Demokratlar liderliğindeki sol ittifak (Sosyal Demokratlar, Yeşiller, Sol Parti ve Merkez Parti) parlamentoda çoğunluğu elde etmeye yakın. Başbakan Magdalena Andersson'ın partisi Sosyal Demokratlar, oyların yaklaşık %30'unu alarak birinci parti konumunu korudu. Ancak sol ittifakın toplam oyu, sağ blokun (Ilımlı Parti, Hristiyan Demokratlar, Liberaller ve İsveç Demokratları) toplamına oldukça yakın seyrediyor.
Seçimin en dikkat çekici sonucu, aşırı sağcı İsveç Demokratları'nın oy oranındaki düşüş oldu. Parti, 2018 seçimlerinde %17,5 olan oy oranını bu seçimde %15 civarına geriledi. Bu, partinin 2010'daki parlamento girişinden bu yana ilk kez destek kaybetmesi anlamına geliyor. İsveç Demokratları, uzun süredir göçmen karşıtı söylemiyle dikkat çekiyor ve diğer partiler tarafından dışlanıyordu. Ancak son yıllarda ana akım sağ partiler, özellikle Ilımlı Parti, İsveç Demokratları ile işbirliği yapmaya başlamıştı.
Aşırı Sağın Gerileme Nedenleri
İsveç Demokratları'nın oy kaybının birkaç nedeni var. Öncelikle, ana akım sağ partilerin göç konusunda sertleşmesi, seçmenlerin doğrudan aşırı sağa yönelmesini gereksiz kıldı. Ilımlı Parti lideri Ulf Kristersson, göç politikalarında önemli ölçüde sıkılaştırma sözü verdi. Bu durum, İsveç Demokratları'nın söylemini kısmen sahiplenerek oylarını eritti.
İkinci olarak, seçim kampanyasında ekonomi, sağlık ve iklim gibi konular ön plana çıktı. İsveç Demokratları'nın sürekli göç odaklı kampanyası, seçmen nezdinde yeterince karşılık bulmadı. Ayrıca, partinin içinde yaşanan bazı skandallar ve aşırı uç söylemler, ılımlı seçmenleri uzaklaştırdı.
Üçüncü olarak, sol ittifakın özellikle genç seçmenler ve kentli seçmenler arasında artan desteği, aşırı sağın büyümesini dengeledi. İklim krizi ve sosyal adalet konuları, özellikle genç nesil için öncelikli hale geldi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsveç'teki bu seçim sonucu, Avrupa genelinde aşırı sağın yükselişine ilişkin tartışmalar açısından önemli bir örnek teşkil ediyor. Son yıllarda Fransa, İtalya, Macaristan ve Polonya gibi ülkelerde aşırı sağ partiler güç kazanırken, İsveç'teki gerileme, bu trendin her ülkede aynı şekilde işlemediğini gösteriyor. İsveç'in göç konusundaki hassasiyeti ve ana akım partilerin bu konuyu sahiplenmesi, aşırı sağın oy kaybetmesinde etkili oldu.
Ayrıca, İsveç'in NATO üyelik süreci de seçim sonuçlarından etkilenebilir. İsveç, Rusya'nın Ukrayna işgali sonrası NATO'ya başvurmuştu. Türkiye'nin onay sürecini geciktirmesi, İsveç'te tartışmalara yol açmıştı. Yeni hükümetin NATO konusundaki tutumu merak konusu. Sol ittifakın NATO karşıtı bir tutum sergilemesi beklenmiyor; ancak İsveç Demokratları'nın gerilemesi, NATO üyeliğine muhalefetin azalması anlamına gelebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç seçim sonuçları, Türkiye'nin NATO genişlemesi ve İsveç'in üyelik süreci açısından yakından ilgilendiriyor. Türkiye, İsveç'in PKK/YPG ve FETÖ gibi terör örgütlerine yönelik tutumunu ve iade taleplerini gerekçe göstererek onay sürecini askıya almıştı. Sol ittifakın önde olması, İsveç'in terörle mücadele konusundaki tutumunda önemli bir değişiklik olmayacağı anlamına gelebilir; zira İsveç Demokratları da dahil tüm partiler, PKK'ya mesafeli. Ancak yeni hükümetin Türkiye ile diyalog kanallarını açık tutması ve somut adımlar atması bekleniyor. Aşırı sağın gerilemesi, İsveç'te göçmen karşıtı söylemin zayıflamasına yol açabilir; bu da Türkiye'nin İsveç'teki Türk toplumu ve genel olarak İslamofobi ile mücadelesi açısından olumlu bir gelişme olarak yorumlanabilir. Öte yandan, İsveç'in NATO üyeliği, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde bir kaldıraç olmaya devam ediyor.