İsveç'te 11 Eylül Pazar günü yapılan genel seçimlerde oy verme işlemi başladı. Seçim, aşırı sağcı İsveç Demokratları partisinin ilk kez hükümete girmesine yol açabilecek bir sağ blok zaferi potansiyeli taşıyor. Ülkede göçmen karşıtı söylemleriyle bilinen parti, anketlerde yüzde 20 civarında oy oranına sahip ve ana muhalefet bloğunun en büyük ikinci partisi konumunda. Seçim sonuçları, İsveç'in uzun süredir devam eden istikrarlı siyasi yapısını ve göç politikasını derinden etkileyebilir.
Seçimin Arka Planı ve Partilerin Konumu
İsveç'te 349 sandalyeli Riksdag (parlamento) için yapılan seçimlerde, mevcut Başbakan Magdalena Andersson liderliğindeki Sosyal Demokratlar ile ana muhalefet lideri Ulf Kristersson'un Moderate partisi arasında kıyasıya bir yarış yaşanıyor. Sol blok; Sosyal Demokratlar, Yeşiller, Sol Parti ve Merkez Parti'den oluşurken, sağ blok Moderate, Hristiyan Demokratlar, Liberal Parti ve İsveç Demokratları'ndan oluşuyor.
İsveç Demokratları, 2010'dan bu yana parlamentoda temsil ediliyor ve oy oranını her seçimde artırdı. 2018 seçimlerinde yüzde 17,5 oy alan parti, şimdi yüzde 20'ye yaklaşmış durumda. Partinin yükselişi, ülkedeki göçmen karşıtı ve İslamofobik söylemlerin yanı sıra artan suç oranları ve entegrasyon sorunlarına duyulan tepkiden besleniyor.
Sağ blokun zaferi halinde Ulf Kristersson başbakanlık koltuğuna oturabilir ve İsveç Demokratları'nın hükümete girmesi veya dışarıdan destek vermesi söz konusu olabilir. Ancak diğer sağ partiler daha önce İsveç Demokratları ile koalisyon kurmayacaklarını açıklamıştı; yine de destek konusunda esneklik gösterebilirler. Seçim kampanyası boyunca ana tartışma konuları; göç, enerji fiyatları, sağlık sistemi ve suçla mücadele oldu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsveç, NATO'ya katılım sürecinde önemli bir aşamada bulunuyor. Ülkenin aşırı sağcı bir partinin hükümette yer alması, NATO müzakerelerini ve Avrupa Birliği içindeki konumunu etkileyebilir. İsveç Demokratları, AB karşıtı ve göçmen karşıtı politikalarıyla biliniyor; parti, ülkenin AB üyeliğini sorguluyor ve sığınma politikalarının sıkılaştırılmasını istiyor.
Avrupa'da yükselen aşırı sağ dalgasına bir yenisi eklenebilir. İtalya'da Giorgia Meloni'nin liderliğindeki aşırı sağ koalisyon geçtiğimiz yıl seçim kazandı; Fransa'da Marine Le Pen ikinci tura kaldı; Almanya'da AfD anketlerde yükselişte. İsveç'teki seçim, İskandinav ülkelerindeki siyasi tablonun da değişebileceğinin sinyalini veriyor. Danimarka ve Norveç'te de benzer eğilimler gözlemleniyor. Bu durum, AB'nin göç ve iltica politikalarında daha sert önlemler almasına yol açabilir.
Seçim sonuçları, İsveç'in Ukrayna'ya verdiği destek ve Rusya'ya yönelik yaptırımlar konusunda da belirleyici olacak. İsveç Demokratları, Ukrayna'ya silah yardımına sıcak bakmakla birlikte, Rusya ile ilişkilerde temkinli bir tutum izliyor. Ayrıca parti, Türkiye'nin NATO üyeliği sürecinde İsveç'in PKK/YPG'ye yönelik tutumunu sertleştirmesini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç'te aşırı sağcı İsveç Demokratları'nın hükümete girmesi, Türkiye'nin NATO üyeliği sürecini doğrudan etkileyebilir. Parti, PKK/YPG konusunda daha sert bir çizgi izlenmesini ve Türkiye'nin güvenlik endişelerinin dikkate alınmasını savunuyor. Bu durum, İsveç'in NATO'ya katılım protokolünün Türkiye tarafından onaylanmasını hızlandırabilir. Ancak partinin İslamofobik söylemleri ve göçmen karşıtı politikaları, Türkiye ile İsveç arasında yeni gerilimlere yol açabilir. Ayrıca İsveç'in AB içindeki konumu, Türkiye-AB ilişkilerini dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye, İsveç'teki siyasi değişimi yakından takip ederek, terörle mücadele ve savunma sanayii iş birliği konularında yeni dengeler kurabilir.