İsveç, son yıllarda uyguladığı sıkı göç politikalarıyla Avrupa'da dikkat çekerken, aşırı sağcı İsveç Demokratları (SD) partisinin hükümette daha büyük bir rol üstlenmeye hazırlandığı belirtiliyor. 2022 seçimlerinde yüzde 20,5 oy alarak ikinci büyük parti haline gelen SD, merkez sağ hükümeti dışarıdan destekliyor. Ancak parti lideri Jimmie Åkesson, koalisyon ortaklığı veya doğrudan hükümette yer almayı hedefliyor. Göç karşıtı söylemleriyle bilinen SD'nin yükselişi, İsveç'in daha önce dünyanın en cömert göç politikalarından birine sahip olduğu dönemden keskin bir dönüşü simgeliyor.
Göç Politikasında Sert Dönüş
İsveç, 2015 göç krizinde yaklaşık 163.000 sığınmacı kabul ederek kişi başına düşen sığınmacı sayısında AB ülkeleri arasında ilk sırada yer almıştı. Ancak artan sosyal gerilimler, entegrasyon sorunları ve organize suçlarla mücadele hükümeti daha sert önlemler almaya yöneltti. 2016'dan itibaren sınır kontrolleri getirildi, aile birleşimi şartları zorlaştırıldı ve geçici oturma izinleri yaygınlaştırıldı. 2021'de kabul edilen yeni yasayla sığınmacıların aile fertlerini getirme hakkı daha da kısıtlandı. Bugün İsveç, Avrupa'nın en katı göç yasalarından birine sahip. Ancak aşırı sağ, bu önlemlerin yeterli olmadığını savunuyor. SD, sığınma başvurularının tamamen durdurulması, mülteci statüsünün kaldırılması ve yabancı suçluların sınır dışı edilmesi gibi daha radikal adımlar atılmasını istiyor.
Toplumsal ve Siyasi Boyut
İsveç'te göç meselesi, toplumu derinden kutuplaştırmış durumda. Bir kesim, ülkenin insani sorumluluğunu yerine getirmesi gerektiğini savunurken, diğer kesim göçün İsveç'in sosyal dokusuna ve güvenliğine tehdit oluşturduğunu düşünüyor. SD'nin yükselişi, bu ikinci görüşün siyasi sahada giderek daha fazla temsil edildiğini gösteriyor. Hükümetteki Merkez sağ koalisyon partileri (Ilımlılar, Hristiyan Demokratlar ve Liberaller), SD'nin desteği olmadan iktidarda kalamıyor. Bu nedenle SD'nin talepleri, hükümet politikalarını doğrudan etkiliyor. Öte yandan, partinin aşırı sağ geçmişi (neo-Nazi bağlantıları) hâlâ tartışma konusu. Åkesson, partiyi ana akıma taşıma çabalarına rağmen, üyelerinin bazılarının ırkçı söylemleri eleştiriliyor.
İsveç'in göç politikasındaki bu dönüşüm, diğer Avrupa ülkeleri için de bir model oluşturuyor. Danimarka, Avusturya ve Hollanda benzer sert önlemler alırken, Almanya ve Fransa'da da göç karşıtı partiler yükselişte. Ancak İsveç vakası, bir zamanların 'insani süpergücü'nün dönüşümü açısından sembolik bir öneme sahip. Uzmanlar, göç politikalarındaki bu sertleşmenin, AB'nin ortak göç politikasına da yansıyabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç'te aşırı sağın yükselişi ve göç politikalarının sertleşmesi, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir gelişme. Türkiye, 2016 AB-Türkiye mutabakatı kapsamında düzensiz göçü engelleme konusunda önemli bir rol oynuyor. İsveç gibi ülkelerin daha katı göç politikaları benimsemesi, Türkiye üzerindeki göç baskısını artırabilir ve mutabakatın yeniden müzakere edilmesine yol açabilir. Ayrıca İsveç'in NATO üyeliği sürecinde Türkiye ile yaşadığı gerginlikler hatırlandığında, aşırı sağın hükümette daha etkili olması iki ülke ilişkilerinde yeni zorluklar yaratabilir. Bölgesel olarak, göç karşıtı dalganın Avrupa'da yayılması, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde göç konusunu daha kritik hale getirecektir.