ABD'de işten çıkarmaların hız kazanması, çalışan güvenini 2026 yılında üçüncü kez rekor düşük seviyeye çekti. Ülke genelinde çalışanların iş güvenliğine dair endişeleri artarken, Başkan Donald Trump'ın onay oranında da düşüş kaydedildi. Ekonomik belirsizlik ve istihdam piyasasındaki dalgalanmalar, hem tüketici hem de yatırımcı güvenini sarsıyor.
İşten Çıkarmaların Arka Planı
Son haftalarda teknoloji, finans, perakende ve üretim sektörlerinde ardı arkası kesilmeyen işten çıkarma duyuruları geldi. Büyük ölçekli şirketler, maliyet azaltma ve yapay zeka otomasyonu gerekçesiyle binlerce çalışanını işten çıkarırken, KOBİ'ler de ekonomik yavaşlamadan nasibini aldı. Çalışan güven endeksi, bu gelişmelerin ardından üst üste üçüncü kez tarihi düşük seviyeye geriledi.
Ekonomistler, işten çıkarmaların yalnızca geçici bir dalga olmadığını, yapısal bir dönüşümün işareti olduğunu belirtiyor. Pandemi sonrası hızla büyüyen sektörlerde yaşanan aşırı istihdam, şimdi yerini disiplinli bir küçülmeye bırakıyor. Özellikle orta ve üst düzey yönetici pozisyonlarındaki kayıplar dikkat çekici boyutlara ulaştı.
Hükümet yetkilileri, işsizlik maaşı başvurularının arttığını kabul ederken, enflasyonla mücadelede kararlı olduklarını yineliyor. Ancak çalışanlar arasında yayılan güvensizlik, ücret artışlarını da baskılıyor. Şirketler yeni alımlarda temkinli davranıyor, mevcut çalışanlara daha fazla sorumluluk yükleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'deki istihdam dalgalanması, küresel ekonomiyi de yakından ilgilendiriyor. Dünya Ticaret Örgütü ve Uluslararası Para Fonu, gelişmiş ekonomilerdeki işten çıkarma eğiliminin ticaret hacmini daraltabileceği uyarısında bulunuyor. Avrupa ve Asya piyasalarında da benzer sinyaller görülüyor; Almanya'da sanayi siparişleri gerilerken, Çin'de genç işsizlik oranı yüksek seyrediyor.
Trump yönetiminin ekonomi politikaları, bu tabloda merkezi bir rol oynuyor. Vergi indirimleri ve deregülasyon vaatleri, kısa vadede piyasaları rahatlatsa da, işten çıkarmaların önüne geçemedi. Başkanın onay oranındaki düşüş, seçmen nezdinde ekonomik yönetime duyulan güvenin azaldığını gösteriyor. Anketler, özellikle bağımsız seçmenler arasında memnuniyetsizliğin arttığını ortaya koyuyor.
Federal Reserve'in faiz politikası da belirsizlik kaynağı. Enflasyonla mücadele için yüksek tutulan faizler, şirketlerin borçlanma maliyetini artırarak yatırımları frenliyor. Para politikasında beklenen gevşeme sinyalleri ise henüz netleşmiş değil. Bu ortamda işverenler, belirsizlik nedeniyle yeni istihdam yaratmaktan kaçınıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki işten çıkarma dalgası ve çalışan güvenindeki erime, Türkiye ekonomisi için dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. ABD, Türkiye'nin en büyük ihracat pazarlarından biri; talepteki olası daralma, tekstil, otomotiv ve beyaz eşya gibi sektörlerde ihracatı olumsuz etkileyebilir. Ayrıca küresel risk iştahındaki azalma, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışını yavaşlatarak TL üzerinde baskı yaratabilir. Türkiye'nin ihracat pazarlarını çeşitlendirmesi ve iç talebi canlı tutması, bu tür dış şoklara karşı dayanıklılığı artıracaktır. Yine de küresel yavaşlama, turizm gelirleri ve doğrudan yabancı yatırım üzerinden de hissedilebilir.