Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS), küresel çatışmalara rağmen Doğu ile Batı arasında bilimsel işbirliğinin nadir bir kalesi olmayı sürdürüyor. Paris'teki École Normale Supérieure Yüksek Öğrenim Okulu'nda Uzay Jeopolitiği Araştırmacısı Alban Guyomarc'h, France 24'te François Picard'ın programına konuk olarak, yeni bir uzay rekabeti döneminin başladığı sırada ISS'nin jeopolitik rakipler arasında işbirliğinin son kalelerinden biri olduğunu değerlendirdi. Guyomarc'h, istasyonun bilimsel diplomasi açısından taşıdığı önemi vurguladı.
Uzayda İşbirliğinin Tarihsel Arka Planı
ISS, 1998'den bu yana ABD, Rusya, Avrupa, Japonya ve Kanada gibi farklı uzay ajanslarının ortak çabasıyla inşa edildi ve işletiliyor. Soğuk Savaş sonrası dönemde başlatılan bu proje, o zamanlar ABD ve Rusya arasında artan işbirliğinin sembolüydü. Ancak son yıllarda Kırım'ın ilhakı, Ukrayna savaşı ve Suriye krizi gibi jeopolitik gerilimler, uzay alanındaki işbirliğini de zorladı. Buna rağmen ISS, ABD ve Rusya'nın hala ortak operasyon yürüttüğü ender alanlardan biri. İstasyon, 400 kilometre yükseklikte, saatte 28 bin kilometre hızla Dünya yörüngesinde dönüyor ve 2000'den bu yana sürekli mürettebat barındırıyor.
Uzmanlar, ISS'nin bilimsel araştırmaların yanı sıra diplomatik bir köprü işlevi gördüğünü belirtiyor. Özellikle ABD ve Rusya arasındaki iletişim kanallarının kapandığı dönemlerde, ISS mürettebatı ve yer ekipleri arasındaki teknik koordinasyon, dolaylı bir diplomatik temas sağlıyor. Guyomarc'h, "ISS, rakipler arasında bilimsel işbirliğinin son kalelerinden biri" diyerek, istasyonun uluslararası ilişkilerdeki istisnai konumuna dikkat çekiyor. Ancak artan gerilimler, gelecekte bu işbirliğinin sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Yeni Uzay Rekabeti ve ISS'nin Geleceği
Son yıllarda Çin'in uzay programındaki hızlı ilerleme, ABD'nin Artemis programı ve Rusya'nın kendi uzay istasyonu projeleri, uzayda yeni bir rekabet dönemini başlattı. Çin, 2022'de Tiangong uzay istasyonunu tamamlayarak, ISS'ye alternatif bir platform oluşturdu. ABD, Artemis anlaşmalarıyla Ay'a dönüşü hedeflerken, Rusya da 2025 sonrası ISS'den ayrılabileceğini açıkladı. Bu gelişmeler, ISS'nin geleceğini belirsizleştiriyor. Ancak Guyomarc'h, ISS'nin en azından 2030'a kadar faaliyet göstermesinin beklendiğini, zira ABD ve Rusya'nın istasyonun işletilmesi için anlaşmalarını sürdürdüğünü hatırlatıyor.
Uzay jeopolitiği uzmanları, ISS'nin bilimsel çıktılarının yanı sıra, uluslararası hukuk ve uzayın barışçıl kullanımı açısından da önemli bir model oluşturduğunu vurguluyor. İstasyon, 1998'de imzalanan Hükümetlerarası Anlaşma çerçevesinde yönetiliyor ve bu anlaşma, uzayda mülkiyet ve sorumluluk konularında emsal teşkil ediyor. Ancak artan ticari uzay faaliyetleri ve yeni aktörlerin sahneye çıkması, mevcut yönetişim mekanizmalarının güncellenmesi ihtiyacını doğuruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda uzay alanında önemli adımlar atarak, 2021'de açıkladığı Milli Uzay Programı ile iddialı hedefler belirledi. ISS'nin bilimsel işbirliğinin son kalesi olarak kalması, Türkiye'nin uzaydaki çok taraflı işbirliklerine katılımı açısından fırsatlar sunuyor. Türkiye, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ile ortak projeler yürütüyor ve ISS'de deney yapma potansiyeli taşıyor. Ayrıca, uzaydaki jeopolitik rekabetin artması, Türkiye'nin stratejik konumunu güçlendirebilir; zira ülke, Batı ile Doğu arasında denge politikası izleyerek, hem ABD hem de Rusya ile uzay alanında işbirliği yapabilir. Ancak, ISS'nin geleceğine dair belirsizlikler, Türkiye'nin uzay stratejisini çeşitlendirmesini ve kendi yeteneklerini geliştirmesini zorunlu kılıyor.