İşgal altındaki Batı Şeria'nın güneyindeki Masafer Yatta bölgesinde, İsrailli yerleşimciler tarafından düzenlenen saldırıda beş Filistinli yaralandı. Olay, yerleşimcilerin Filistinli çobanlara ve ailelerine yönelik son dönemde artan saldırılarının bir parçası olarak kaydedildi. Görgü tanıklarının ifadesine göre, silahlı yerleşimciler, Hay el-Cebel bölgesindeki Filistinli topluluklara ait arazilere girerek hem mülklere zarar verdi hem de orada bulunanlara fiili saldırıda bulundu. Yaralanan Filistinlilerin kimlikleri henüz resmi olarak açıklanmazken, yerel sağlık kaynakları, yaralıların çeşitli vücut bölgelerinden yara aldığını ve durumlarının stabil olduğunu bildirdi.
Gelişmenin Arka Planı
Masafer Yatta, Batı Şeria'nın güneyinde, Hebron'un yaklaşık 14 kilometre güneyinde yer alan ve yaklaşık 20 küçük Filistin köyünden oluşan bir bölgedir. Bu bölge, İsrail ordusunun 1980'lerden bu yana 'kapalı askeri bölge' ilan ettiği ve Filistinlilerin yaşam alanlarını daralttığı bir alan olarak biliniyor. İsrail Yüksek Mahkemesi'nin 2022'de bölgedeki Filistinlilerin zorla tahliyesine yeşil ışık yakmasının ardından, yerleşimci saldırılarında belirgin bir artış yaşandığı belirtiliyor. Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA) verilerine göre, 2023 yılında Batı Şeria'da yerleşimci şiddeti nedeniyle en az 100 Filistinli yaralandı, bu sayı önceki yıllara göre ciddi bir artışı işaret ediyor. Saldırılar, genellikle İsrail ordusunun gözetiminde gerçekleşiyor ve yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik taciz, mültecileri kovma, zeytin ağaçlarını kesme gibi eylemleri içeriyor. Bu durum, uluslararası toplumun defalarca kınadığı ancak önüne geçemediği bir şiddet sarmalı oluşturuyor.
Son saldırı, geçtiğimiz hafta içinde bölgede yaşanan ve birçok sivilin yaralandığı diğer çatışmaların devamı niteliğinde. İsrail ordusu, bu tür olaylarda sıklıkla 'güvenlik gerekçesiyle' bölgeye asker sevk ediyor ancak yerleşimcilere müdahale etmekte yetersiz kalıyor ya da etmiyor. Filistinli yetkililer, İsrail'in uluslararası hukuka aykırı şekilde yerleşimleri genişletmeye devam ettiğini ve bu yerleşimcilerin silahlı saldırılarını 'devlet destekli terör' olarak nitelendiriyor. Öte yandan, İsrail hükümeti, yerleşimcilerin 'kendini savunma' hakkı olduğunu savunuyor ve saldırıları kınayan açıklamalardan kaçınıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Masafer Yatta'daki bu son gelişme, yalnızca yerel bir çatışma olmanın ötesinde, bölgesel ve küresel bir etkiye sahip. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve çeşitli insan hakları örgütleri, İsrail'in yerleşimci şiddetine karşı etkili önlemler almamasını defalarca eleştirdi. BM Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, işgal altındaki Filistin topraklarındaki tüm yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukuk ihlali olarak tanımlıyor ve bu yerleşimlerin iki devletli çözümü imkansız hale getirdiğini vurguluyor. Ancak İsrail, bu kararı tanımıyor ve yerleşim faaliyetlerini sürdürüyor. Bu durum, bölgede Filistin-İsrail çatışmasının çözümüne dair umutları her geçen gün azaltıyor ve tansiyonu yükseltiyor.
Son yıllarda özellikle İsrail'in aşırı sağcı koalisyon hükümetleri, yerleşimci hareketleri daha da cesaretlendirdi. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich gibi isimler, Batı Şeria'nın bazı bölgelerinde İsrail egemenliğinin genişletilmesini açıkça savunuyor. Bu politikalar, sadece Filistinlilerin değil, aynı zamanda bölgedeki istikrarın da en büyük tehdidi olarak değerlendiriliyor. Masafer Yatta'da yaşananlar, bu politikaların sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Bölgedeki gelişmeler, Mısır, Ürdün ve Körfez ülkeleri başta olmak üzere Arap dünyasında da geniş yankı uyandırıyor. Arap Birliği, İsrail'in bu tür eylemlerini kınayan açıklamalar yayımlarken, halk nezdinde İsrail ile normalleşme anlaşmalarına yönelik tepkiler artıyor. Küresel ölçekte ise, uluslararası toplumun İsrail'e yönelik eleştirileri yoğunlaşıyor; ancak ABD başta olmak üzere bazı Batılı ülkelerin İsrail'e koşulsuz desteği, bu eleştirilerin etkisiz kalmasına yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Masafer Yatta'daki bu saldırı, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu Filistin davasına ilişkin endişeleri yeniden gündeme getiriyor. Türkiye, BM nezdinde yaptığı açıklamalarda ve çeşitli platformlarda İsrail'in yerleşimci şiddetini ve uluslararası hukuk ihlallerini kınayarak, Filistin halkının haklarını açıkça destekliyor. Bu olay, Türkiye'nin bölgedeki istikrar ve iki devletli çözüm vizyonu açısından da tehdit oluşturuyor. Türkiye, Filistin ile tarihi ve dini bağları nedeniyle bu konuya hassasiyetle yaklaşıyor ve diplomatik girişimlerde bulunuyor. İsrail'in bu tür eylemleri, Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerini normalleştirme çabalarını da olumsuz etkileyebilir. Özellikle son dönemde Türkiye-İsrail ilişkilerinde yaşanan yumuşama sürecine rağmen, Filistin topraklarındaki ihlaller, Ankara'nın tepkisini çekiyor. Bu bağlamda, Türkiye'nin BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Filistin'i destekleyici girişimlerine devam etmesi bekleniyor.