İsrail insan hakları örgütü B'Tselem, işgal altındaki Batı Şeria'da iki Filistinlinin öldürülmesinin, İsrail'in Filistinlilere yönelik 'etnik temizliği' teşvik ettiğinin bir örneği olduğunu açıkladı. Örgüt, 6 Ocak 2025'te Deir Jarir köyünde yaşanan olayda, İsrail yerleşimcileri, askerleri ve polisinin ortaklaşa hareket ederek Filistinli kardeşler Muhammed ve Ahmed Selame'yi öldürdüğünü belirtti. B'Tselem, bu tür eylemlerin İsrail hükümetinin Filistinlileri yerlerinden etme politikasının bir parçası olduğunu vurguladı.
Olayın arka planı: Deir Jarir'de yaşananlar
B'Tselem'in raporuna göre, olay 5 Ocak 2025 akşamı, Deir Jarir köyü yakınlarında başladı. Bir grup İsrailli yerleşimci, Filistinlilere ait zeytin ağaçlarını sökmeye çalışırken, köylülerle aralarında gerginlik çıktı. Ardından bölgeye İsrail ordusu ve polisi sevk edildi. Çıkan çatışmada, 22 ve 25 yaşlarındaki Muhammed ve Ahmed Selame kardeşler vurularak öldürüldü. Olayın ardından İsrail güçleri, köyde 12 Filistinliyi daha gözaltına aldı.
B'Tselem, bu olayın 'İsrail'in Filistinlilere yönelik sistematik şiddetinin bir yansıması' olduğunu ifade ederken, İsrail hükümetinin yerleşimci saldırılarını cezasız bırakarak etnik temizliği teşvik ettiğini savundu. Örgüt, 2024 yılında Batı Şeria'da İsrail güçleri ve yerleşimciler tarafından öldürülen Filistinli sayısının 500'ü aştığını, bunun son 20 yılın en yüksek rakamı olduğunu belirtti.
Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2024 yılı boyunca Batı Şeria'da İsrail askerleri ve yerleşimciler tarafından 1.200'den fazla Filistinli yaralanırken, 10 bine yakın kişi gözaltına alındı. Uluslararası Af Örgütü de benzer şekilde, İsrail'in işgal altındaki topraklarda apartheid rejimi uyguladığını belirten raporlar yayımlamıştı.
Bölgesel ve küresel boyut: Artan gerilim ve uluslararası tepkiler
Bu son olay, İsrail-Filistin çatışmasında şiddetin tırmandığı bir dönemde yaşanıyor. Gazze'deki savaşın 15. ayına girilirken, Batı Şeria'da da gerginlik had safhada. İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşimleri uluslararası hukuka aykırı kabul edilse de, müttefiki ABD'nin desteğiyle İsrail bu politikalarına devam ediyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, defalarca İsrail'i uluslararası hukuka uymaya çağırmış ancak somut yaptırımlar uygulamamıştır.
Bölgede Arap ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail ile normalleşme sürecine devam ederken, Filistin meselesi giderek arka plana itiliyor. Ancak bu tür olaylar, Arap sokaklarında infial yaratıyor ve hükümetleri zor durumda bırakıyor. İran ve Hizbullah gibi aktörler ise bu durumu kendi çıkarları için kullanarak İsrail karşıtı söylemlerini güçlendiriyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) İsrailli yetkililer hakkında savaş suçu soruşturması devam ederken, ABD'nin yeni yönetimi, Başkan Donald Trump'ın yeniden seçilmesinin ardından İsrail'e daha fazla destek vereceği sinyallerini veriyor. Bu durum, Filistinlilerin uluslararası adalet arayışını daha da zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına geleneksel olarak güçlü destek vermektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'in Gazze'deki saldırılarını 'soykırım' olarak nitelendirmiş ve İsrail ile ticari ilişkileri durdurma kararı almıştır. Batı Şeria'daki bu son olay, Türkiye'nin Filistinlilere yönelik söylemlerini haklı çıkaracak yeni bir argüman sunuyor. Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler nezdinde Filistinlilerin haklarını savunmaya devam edecektir. Ancak, Türkiye'nin İsrail ile enerji ve savunma alanındaki potansiyel iş birliği fırsatları da göz önüne alındığında, bu söylem ile uygulama arasındaki dengeyi koruması gerekmektedir. Bölgesel olarak, Türkiye'nin Filistin konusundaki duruşu, Arap ülkeleri nezdindeki prestijini etkilemektedir.