İsrail'in Washington Büyükelçisi Michael Leiter, ülkesinin Güney Lübnan'dan askerlerini çekme niyetinde olmadığını açıkladı. NPR'a konuşan Leiter, bu kararın arkasında Hizbullah tehdidine karşı güvenlik kaygılarının yattığını belirtti. Elçi ayrıca, Trump yönetiminin İran'la vardığı barış anlaşmasına da değinerek, bu anlaşmanın bölgedeki istikrarı artırabileceğini, ancak İsrail'in güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğunu ifade etti.
Güney Lübnan'daki askeri varlığın gerekçesi
İsrail, 2006 Lübnan Savaşı'ndan bu yana Güney Lübnan'da belirli bir askeri varlık bulunduruyor. Büyükelçi Leiter, bu varlığın amacının İsrail sınırlarını Hizbullah'ın olası saldırılarına karşı korumak olduğunu söyledi. Hizbullah'ın İran destekli bir milis gücü olduğunu ve bölgede etkisini artırdığına dikkat çeken Leiter, İsrail'in Lübnan topraklarından çekilmesinin ancak Lübnan ordusunun Hizbullah'ı kontrol altına alması ve güneyde istikrarı sağlamasıyla mümkün olabileceğini vurguladı. Elçi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararına atıfta bulunarak, bu kararın Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını öngördüğünü ancak uygulanmadığını hatırlattı.
İran'la yapılan barış anlaşması ve bölgesel boyut
Trump yönetiminin İran'la vardığı barış anlaşması, bölgesel dengeleri yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Leiter, anlaşmanın İran'ın nükleer programını sınırlandırdığını ve bölgedeki vekil güçlere desteğini azaltması gerektiğini belirtti. Ancak anlaşmanın uygulanmasının yakından izlenmesi gerektiğini vurgulayan elçi, İran'ın bu tür anlaşmaları daha önce ihlal ettiğini hatırlattı. İsrail'in endişeleri arasında İran'ın balistik füze programı ve Hizbullah, Hamas gibi gruplara verdiği askeri destek yer alıyor. Leiter, anlaşmanın bu konuları yeterince ele almadığını, bu nedenle İsrail'in kendi güvenliğini sağlamak adına Güney Lübnan'daki varlığını sürdürmek zorunda olduğunu söyledi.
Bölgesel düzeyde, İsrail'in Lübnan'dan çekilmemesi, Lübnan hükümeti ve Hizbullah arasındaki gerilimi artırabilir. Lübnan, ekonomik kriz ve siyasi istikrarsızlıkla boğuşurken, İsrail'in askeri varlığı ulusal egemenliğe bir müdahale olarak görülüyor. Hizbullah ise İsrail'e karşı direniş söylemini sürdürüyor. Öte yandan, Trump'ın İran anlaşması, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi İran'a karşı sert tutum sergileyen ülkelerde rahatsızlık yaratabilir. Anlaşma, İran'ın bölgedeki nüfuzunu meşrulaştırabilir ve böylece İsrail'in güvenlik endişelerini artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'ın toprak bütünlüğünü ve siyasi istikrarını desteklemektedir. İsrail'in Güney Lübnan'dan çekilmemesi, Türkiye'nin bölge politikası açısından olumsuz bir gelişmedir. Türkiye, Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanmasını ve Lübnan'ın egemenliğine saygı gösterilmesini savunuyor. Ayrıca, İran'la yapılan barış anlaşması, Türkiye'nin İran'la olan ticari ve enerji ilişkilerini etkileyebilir. Anlaşmanın yaptırımları hafifletmesi, Türkiye'nin İran'dan doğalgaz ithalatını kolaylaştırabilir. Ancak, İsrail'in güvenlik endişeleri ve Hizbullah faktörü, Suriye'deki Türk askeri varlığı ve İran'la koordinasyonu açısından dikkatle izlenmelidir. Bölgedeki mevcut dengelerin değişmesi, Türkiye'nin güney sınırlarındaki istikrara doğrudan etki edebilir.