İsrail ordusunun yayınladığı uyarıların ardından, Lübnan’ın güneyindeki tarihi Sur kentinde (Tyre) 9 Haziran’da büyük bir nüfus hareketi yaşandı. Binlerce sivil, İsrail ile Hizbullah arasında giderek artan gerilimin ortasında, olası hava saldırılarına karşı araçlarıyla kuzeye doğru yola çıktı. Trafik sıkışıklığı nedeniyle ana yollar adeta felç olurken, yerel kaynaklar sabah saatlerinden itibaren başlayan göçün akşama kadar sürdüğünü bildirdi. Birleşmiş Milletler, yaklaşık 10 bin kişinin son 48 saat içinde kenti terk ettiğini tahmin ediyor.
Saldırı uyarıları ve panik
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Sur ve çevresindeki bazı noktaların Hizbullah tarafından saldırı amacıyla kullanıldığını öne sürerek, sivil halkı “derhal bölgeyi terk etmeye” çağıran broşürler ve kısa mesajlar yayınladı. Bu uyarılar, 7 Ekim’den bu yana devam eden çatışmaların ardından gelirken, bölgedeki tansiyonun en yüksek seviyeye ulaştığına işaret ediyor. Sur Belediye Başkanı Mustafa el-Halil, “Tarihinde ilk kez böyle bir toplu göç görüyoruz. Halkımız ne yapacağını şaşırmış durumda” dedi. Kentte okullar ve camiler acil durum merkezlerine dönüştürülürken, kalan az sayıda sivil ise sığınaklara çekildi.
Lübnanlı yetkililer, İsrail’in uyarılarının “psikolojik savaş” taktiği olduğunu savunurken, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü (UNIFIL) durumu yakından takip ettiğini açıkladı. Göç edenlerin çoğu, Beyrut ve Trablusşam gibi kuzey şehirlerine yönelirken, bir kısmı da dağ köylerine sığındı. Kızılhaç ve Kızılay ekipleri, göç yollarında su ve gıda yardımı dağıtırken, insani krizin derinleşmesinden endişe ediliyor.
Bölgesel tırmanma tehlikesi
Sur’daki bu nüfus akını, İsrail-Hizbullah çatışmasının yalnızca sınır ötesi saldırılarla sınırlı kalmayıp, Lübnan’ın iç bölgelerine de sıçrama ihtimalini gündeme getirdi. Uzmanlar, bu durumun 2006 savaşını hatırlattığını, ancak bu kez askeri kapasitelerin ve siyasi ortamın çok daha farklı olduğunu vurguluyor. ABD ve Fransa başta olmak üzere uluslararası aktörler, tarafları itidal çağrısı yaparken, İran’ın da dolaylı olarak Hizbullah’ı desteklemesi krizi daha da karmaşık hale getiriyor. Suriye’deki durum da unutulmamalı; İsrail, geçtiğimiz haftalarda Şam yakınlarında İran destekli milislere ait olduğu iddia edilen hedefleri vurmuştu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “Kuzeydeki güvenlik durumunu kökten değiştirmeye kararlıyız” derken, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ise “İsrail’in her türlü saldırısına karşılık vereceğiz” tehdidinde bulundu. Bu söylemler, bölgesel bir savaşın eşiğinde olunduğu yorumlarını güçlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan’daki bu gelişme, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ortadoğu politikalarını doğrudan etkilemektedir. Olası bir İsrail-Hizbullah çatışması, Türkiye’nin güney sınırlarına yakın bir bölgede istikrarsızlığı artırabilir. Ayrıca, Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı milyonlarca Suriyeli mülteciye ek olarak Lübnan’dan gelecek yeni bir göç dalgası, ülkenin sosyo-ekonomik yükünü ağırlaştırabilir. Türkiye’nin hem NATO müttefiki İsrail’le ilişkileri hem de Hizbullah’ı terör örgütü olarak kabul etmeyen yaklaşımı nedeniyle bölgesel dengeleri hassas bir şekilde yönetme zorunluluğu bulunuyor. Diplomatik girişimlerle tansiyonun düşürülmesi, Ankara’nın öncelikli hedefleri arasında yer almalıdır.