İsrail'in orta kesimindeki Bnei Brak kentinde Cuma günü yüzlerce gösterici, ultra-Ortodoks Yahudilerin (Haredim) askere alınması talebiyle ana yolları trafiğe kapattı. Göstericiler, ülkede yıllardır süren askerlik muafiyeti tartışmalarını yeniden alevlendirirken, laik İsrailliler ve sol görüşlü gruplar eşit yükümlülük çağrısı yaptı. Yedioth Ahronoth gazetesine göre, protestocular "Hepimiz eşitiz" ve "Askerlik herkes için" sloganları attı. Polis, olaylara müdahale ederken birkaç kişiyi gözaltına aldı.
Gelişmenin arka planı
İsrail'de ultra-Ortodoks topluluk, kuruluştan bu yana dini eğitimlerine devam etmeleri gerekçesiyle zorunlu askerlikten muaf tutuluyor. Ancak bu muafiyet, son yıllarda laik kesim ve siyasi partiler tarafından giderek daha fazla eleştiriliyor. İsrail Yüksek Mahkemesi, 2017 yılında muafiyet yasasını anayasaya aykırı bularak iptal etmiş, ancak hükümetler bu konuda kapsamlı bir düzenleme yapmaktan kaçınmıştı. Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinde ultra-Ortodoks partilerin yer alması, konuyu daha da hassas hale getiriyor.
Son protestolar, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) personel ihtiyacının arttığı bir dönemde gerçekleşiyor. Özellikle Gazze savaşı ve kuzey sınırındaki gerginlikler, asker sayısının artırılmasını zorunlu kılıyor. Ultra-Ortodoks topluluğun yaklaşık 1.2 milyon kişi olduğu tahmin ediliyor ve bu grubun askere alınmaması, orduda ciddi bir insan gücü açığı yaratıyor. Göstericiler, Haredimlerin devlet yardımlarıyla geçinirken askerlik yapmamasının adaletsizlik olduğunu savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu tartışma sadece İsrail iç siyasetini değil, aynı zamanda ülkenin uluslararası imajını da etkiliyor. İsrail, demokratik bir ülke olarak tüm vatandaşlarına eşit yükümlülükler getirmesi gerektiği yönünde uluslararası baskı altında. Özellikle ABD ve Avrupa Birliği, İsrail'in laik ve dini kesimler arasındaki bu ayrımcılığını eleştiriyor. Öte yandan, ultra-Ortodoks topluluk, askerlik hizmetinin dini yaşam tarzlarını tehdit ettiğini ve dini eğitimin ülkenin manevi devamlılığı için hayati olduğunu savunuyor. Bu gerilim, İsrail toplumundaki seküler-dini ayrışmasının en belirgin örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Bölgesel düzeyde, bu tür iç krizler İsrail'in güvenlik politikalarını da etkileyebilir. Orduya katılımın azalması, İsrail'in askeri caydırıcılığını zayıflatabilir. Özellikle İran ve Hizbullah gibi aktörler karşısında, İsrail'in insan gücü potansiyeli stratejik bir öneme sahip. Bu nedenle, askerlik reformu sadece iç siyasi bir mesele değil, aynı zamanda bölgesel güvenlik dengesini de ilgilendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için doğrudan bir etki yaratmasa da, bölgesel güç dengesi açısından önem taşıyor. İsrail'in iç istikrarı, Ortadoğu'daki politikalarını etkiliyor. Türkiye, son yıllarda İsrail ile ilişkilerini normalleştirme çabası içinde; ancak bu tür iç krizler İsrail'in dış politikada daha agresif veya içe dönük olmasına yol açabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Filistin meselesindeki tutumu göz önüne alındığında, İsrail'deki seküler-dini gerilim, Türkiye'nin bölgedeki pozisyonunu dolaylı olarak etkileyebilir. Bu nedenle, gelişmelerin takip edilmesi, Türk dış politikası açısından faydalı olacaktır.