Filistin Yönetimi’ne bağlı Gazze Şeridi Tutsaklar İşleri Komisyonu Genel Müdürü Hasan Kuneyta, İsrail hapishanelerinde tutulan çok sayıda Filistinli tutsağın sistematik işkence ve tıbbi bakım eksikliği nedeniyle kalıcı sakatlıklara maruz kaldığını duyurdu. Kuneyta, konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, İsrail cezaevlerinde uygulanan işkence yöntemlerinin fiziksel ve psikolojik tahribatının boyutlarını gözler önüne serdi. Açıklamada, sakatlanan tutsakların çoğunun kronik hastalıklarla mücadele ettiği ve yeterli tıbbi müdahale alamadığı vurgulandı. Komisyon, bu durumun uluslararası insancıl hukuka ve Cenevre Sözleşmeleri’ne aykırı olduğunu belirterek, İsrail’i sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.
İşkence yöntemleri ve tıbbi ihmal kronikleşiyor
Kuneyta’nın açıklamasına göre, İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinli tutsaklar, sorgu sırasında ve sonrasında fiziksel şiddete maruz kalıyor. Darp, elektrik şoku, uzun süreli tecrit ve uyku yoksunluğu gibi yöntemler yaygın olarak kullanılıyor. Bu uygulamalar sonucunda birçok tutsakta sinir hasarı, uzuv kaybı, görme ve işitme bozuklukları gibi kalıcı sakatlıklar oluşuyor. Ayrıca, cezaevi yönetiminin kronik hastalıkları olan tutsaklara gerekli ilaç ve tedaviye erişim izni vermediği, acil durumlarda ise müdahalenin geciktirildiği ifade ediliyor. Özellikle diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıkların kontrolsüz seyretmesi, ampute vakalarına yol açıyor. Kuneyta, tutsakların sağlık durumlarına ilişkin düzenli rapor tutulmadığını ve bağımsız doktorların cezaevlerine girişine izin verilmediğini de ekledi.
Filistin Tutsaklar Derneği verilerine göre, İsrail hapishanelerinde yaklaşık 2 bin 200 idari tutuklu bulunuyor; bunların bir kısmı yıllardır yargılanmadan cezaevinde tutuluyor. Komisyon, 2023 yılı itibarıyla 12 binden fazla Filistinlinin İsrail cezaevlerinde olduğunu, bunlardan 700’ünün kronik hastalık sahibi olduğunu ve düzenli tıbbi bakıma ihtiyaç duyduğunu aktardı. Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve Birleşmiş Milletler yetkilileri de daha önce İsrail cezaevlerindeki koşulları kınamış, ancak etkin bir denetim mekanizması oluşturulamamıştı.
Bölgesel ve küresel boyut: Uluslararası hukukun askıya alınması
İsrail’in Filistinli tutsaklara yönelik uygulamaları, yalnızca insan hakları ihlali değil, aynı zamanda uluslararası hukukun da ihlali anlamına geliyor. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi, işgal altındaki topraklarda yaşayan sivillerin korunmasını; işkence, insanlık dışı muamele ve tıbbi ihmalin yasaklandığını hükme bağlıyor. Buna rağmen, İsrail’in bu yükümlülüklere uymadığı ve uluslararası toplumun etkili bir yaptırım uygulamadığı görülüyor.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi ve birçok sivil toplum kuruluşu, İsrail’i bu konuda defalarca uyarmış ancak somut bir ilerleme kaydedilmemiştir. Bu durum, uluslararası hukukun seçici uygulanması ve insan hakları normlarının güçsüzleşmesi riskini doğuruyor. Bölgesel düzeyde, bu ihlaller Filistin-İsrail çatışmasının şiddetini artırma potansiyeli taşıyor; tutsakların maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik travma, toplumsal bellekte derin yaralar açıyor. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı konuyu gündeme taşısa da, kalıcı bir çözüm için uluslararası baskının artması gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin meselesinde tarihsel olarak Filistin halkının yanında yer almış ve İsrail’in insan hakları ihlallerini sürekli gündeme taşımıştır. Bu haber, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı nezdinde İsrail’e yönelik eleştirilerini daha da güçlendirebilir. Aynı zamanda, Türk kamuoyunda Filistin’e yönelik duyarlılık yüksek olduğu için haber, iç politikada da yankı bulacaktır. Ekonomik ve askeri bir bağ olmamakla birlikte, Türkiye’nin bu konudaki insani ve diplomatik duruşu, bölgesel liderlik iddiası açısından önemli bir pozisyon almasını sağlayabilir. Ancak Türkiye’nin İsrail ile ticari ve enerji alanındaki angajmanı, bu duruşun pratikte dengelenmesini gerektiriyor.