İsrail'de gelecek hafta yapılacak seçimler, ülkenin liderini değiştirebilir ancak İran'a karşı izlenen stratejide bir değişiklik beklenmiyor. Bölge politika yapıcıları ve analistler, İran'ın İsrail'in baş düşmanı olmayı sürdüreceğini, askeri gücün tercih edilen araç olmaya devam edeceğini ve Filistin devleti ihtimalinin uzak bir olasılık olarak kalacağını ifade ediyor. Dubai merkezli değerlendirmelere göre, seçim sonucu ne olursa olsun İsrail'in temel güvenlik doktrini değişmeyecek.
Seçimler ve İsrail'in Değişmeyen Stratejisi
İsrail'de 1 Kasım'da yapılması planlanan erken seçimler, siyasi tarihte önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor. Ancak uzmanlar, seçimlerin ülkenin dış politikasında radikal bir değişikliğe yol açmayacağını vurguluyor. İsrail'in İran'a yönelik tutumu, yıllardır olduğu gibi sertlik yanlısı bir çizgide seyrediyor. İran'ın nükleer programı, bölgesel etkisi ve İsrail'e yönelik tehditleri, Tel Aviv'in ana gündem maddeleri arasında yer alıyor. Askeri güç kullanımı, İsrail'in İran'a karşı elindeki en etkili araç olarak görülmeye devam ediyor. Son yıllarda Suriye'de gerçekleştirilen hava saldırıları ve İran'a yönelik gizli operasyonlar, bu politikayı destekleyen örnekler olarak öne çıkıyor.
Seçim yarışında yer alan partilerin çoğu, İran konusunda benzer bir duruş sergiliyor. Ana muhalefet partileri bile İran'a karşı daha yumuşak bir politika izlenmesi çağrısında bulunmuyor. Bu durum, İsrail siyasetinde İran karşıtlığının neredeyse oybirliğiyle kabul edilen bir konu olduğunu gösteriyor. Filistin devleti konusunda da partiler arasında büyük bir görüş ayrılığı bulunmuyor; iki devletli çözüm fikri, İsrail siyasetinde neredeyse tamamen rafa kalkmış durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in İran politikası, sadece ikili ilişkilerle sınırlı değil. Bölgesel dinamikler, ABD'nin tutumu ve Körfez ülkeleriyle ilişkiler bu politikayı şekillendiriyor. ABD'nin İran ile nükleer anlaşmayı canlandırma çabaları, İsrail tarafından şüpheyle karşılanıyor. İsrail, İran'ın nükleer programını sınırlamak için daha sert önlemler alınması gerektiğini savunuyor. Öte yandan, İbrahim Anlaşmaları ile bazı Arap ülkeleriyle ilişkilerin normalleşmesi, İsrail'in bölgedeki konumunu güçlendirdi. Ancak bu durum, İran'a karşı ortak bir cephe oluşturulmasına da katkı sağladı. Bölgesel analistler, İsrail'in seçim sonrası dönemde de İran'a yönelik askeri ve istihbari baskıyı sürdüreceğini, Filistin meselesinde ise statükoyu koruyacağını öngörüyor.
Uluslararası toplumun Filistin devleti konusundaki çağrıları ise İsrail'de karşılık bulmuyor. Son yıllarda birçok Batılı ülke Filistin devletini tanıma yönünde adımlar atsa da, İsrail bu girişimleri etkisiz kılmak için diplomatik çaba harcıyor. İsrail'in önceliği, güvenlik ve İran tehdidini bertaraf etmek olarak öne çıkıyor. Bu nedenle, seçim sonuçları ne olursa olsun, İsrail'in dış politikasında köklü bir değişiklik beklenmiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'deki seçim sonuçları, Türkiye'nin bölgesel dinamikleri ve İran ile ilişkileri açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde olsa da, İran ile de karmaşık bir rekabet ve işbirliği dengesi yürütüyor. İsrail'in İran'a yönelik askeri baskısını sürdürmesi, bölgede tansiyonu yükseltebilir ve Türkiye'nin arabuluculuk rolünü zorlaştırabilir. Ayrıca, Filistin meselesinde statükonun korunması, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği ve bölgesel etkisini sınırlayabilir. Türkiye, İsrail'in İran politikasındaki sürekliliği göz önünde bulundurarak, bölgesel stratejilerini yeniden gözden geçirmek durumunda kalabilir. Ekonomik ve güvenlik açısından, İran ile enerji ticareti ve sınır güvenliği gibi konularda işbirliği sürdürülürken, İsrail ile istihbarat paylaşımı ve savunma işbirliği de dengelenmeli.