İsrail'de 7 Ekim 2023'te Hamas'ın saldırısının ardından yapılan ilk genel seçim, yüzde 77,7 katılım oranıyla 1999'dan bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Sandık çıkış anketleri kesin bir kazananı göstermezken, hem Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki sağcı Likud bloğu hem de muhalefet lideri Yair Lapid'in merkezci ittifakı temkinli bir iyimserlik içinde. Seçim sonuçlarının İsrail'in Gazze politikası, bölgesel güvenlik dengeleri ve Türkiye-İsrail ilişkileri açısından önemli sonuçları olması bekleniyor.
Seçimin Arka Planı ve Katılım Rekoru
İsrail Merkez Seçim Komitesi'nin açıkladığı resmi olmayan sonuçlara göre, 7 Ekim saldırısı sonrası ilk kez sandığa giden seçmenler, 1999'daki seçimden bu yana en yüksek katılımı gösterdi. Yüzde 77,7'lik oran, 2022 seçimlerindeki yüzde 71,3'lük katılımın oldukça üzerinde. Analistler, yüksek katılımı Hamas saldırısının yarattığı güvenlik kaygıları ve Netanyahu hükümetinin yargı reformu tartışmalarının yarattığı kutuplaşmaya bağlıyor.
Seçim, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e düzenlediği ve yaklaşık 1.200 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırının ardından yapılan ilk genel seçim olma özelliği taşıyor. Saldırı sonrası İsrail'in Gazze'ye yönelik geniş kapsamlı askeri operasyonu ve devam eden rehine krizi, seçim kampanyasının merkezinde yer aldı. Netanyahu, güvenlik konusundaki deneyimini öne çıkarırken, muhalefet hükümetin 7 Ekim'i önleyemediğini ve askeri stratejinin sonuçsuz kaldığını savundu.
Siyasi Dengeler ve Beklentiler
Sandık çıkış anketlerine göre, Likud Partisi ile muhalefetteki Yesh Atid ve Ulusal Birlik partilerinin oluşturduğu ittifak arasında kıyasıya bir yarış var. Netanyahu'nun sağcı dini partilerle kurduğu koalisyonun Meclis'te (Knesset) çoğunluğu kaybedebileceği, ancak muhalefetin de hükümet kurmak için yeterli sandalyeye ulaşamayabileceği belirtiliyor. Bu durum, uzun süreli koalisyon müzakerelerine ve olası bir siyasi belirsizliğe işaret ediyor.
Seçim sonuçları, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarının geleceği, rehinelerin serbest bırakılması için olası bir anlaşma ve İran'ın nükleer programına karşı izlenecek politika açısından kritik önem taşıyor. Ayrıca, Netanyahu'nun iktidarda kalması veya muhalefetin iktidara gelmesi, ABD ve bölge ülkeleriyle ilişkilerde farklı dinamikler yaratabilir. Yüksek katılım, seçmenlerin bu kritik konularda kararlı bir tercih yapma isteğini yansıtıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail seçimleri, Orta Doğu'da artan gerginlik ortamında gerçekleşiyor. Hamas ile devam eden çatışma, Lübnan Hizbullahı ile sınır hattındaki gerilim ve İran'ın bölgesel etkisi, seçim kampanyasının ana gündem maddeleriydi. Uluslararası toplum, özellikle ABD ve Avrupa Birliği, İsrail'in yeni hükümetinin iki devletli çözüm ve bölgesel istikrar konusundaki tutumunu yakından izliyor.
Seçim sonuçları, İsrail'in Suudi Arabistan ile normalleşme görüşmeleri ve diğer Körfez ülkeleriyle ilişkilerini de etkileyebilir. Netanyahu liderliğindeki bir hükümet, Suudi Arabistan ile ilişkilerin normalleşmesi konusunda daha istekli olabilirken, muhalefet liderliğindeki bir hükümet Filistin meselesinde daha esnek bir pozisyon alabilir. Ancak her iki senaryoda da İsrail'in güvenlik öncelikleri belirleyici olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'deki seçim sonuçları, Türkiye'nin bölgesel diplomasisi ve güvenlik dengeleri açısından yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Gazze'deki insani krizin sona ermesi ve kalıcı ateşkes için çaba harcarken, yeni İsrail hükümetinin Filistin politikası belirleyici olacak. Netanyahu'nun olası zaferi, Türkiye-İsrail ilişkilerinde mevcut gerginliğin sürmesine yol açabilir; muhalefetin güçlenmesi ise diyalog kapılarını aralayabilir. Ayrıca, İsrail'in İran'a yönelik olası askeri adımları ve Suriye'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Seçim sonrası dönemde Türkiye'nin, Filistin meselesindeki hassasiyetini koruyarak bölgesel istikrar için yapıcı bir rol üstlenmesi bekleniyor.